Ana Sayfa / İslam / 2013 Mevlid Kandili Ne Vakit, Mevlid Kandili 2013 Tarihi
islam
islam

2013 Mevlid Kandili Ne Vakit, Mevlid Kandili 2013 Tarihi

Mevlit ; Mevlid, doğum zamanı anlama gelir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir.
Peygamber efendimizin doğum günü, tüm Müslümanların bayramıdır 

2013 Yılı Dinİ Günler Takvimi Sıralaması

HİCRİ TARİHLER

          MİLADİ TARİHLER

GÜN

AY

YIL

GÜN

AY-YIL

HAF.GÜN

DİNİ GÜNLER

1

R.EVVEL

1434

13

OCAK-2013

PAZAR

—–

11 / 12

 R.EVVEL

1434

23/24

OCAK-2013

ÇARŞAMBA/PERŞEMBE

MEVLİD KANDİLİ

1

R.AHIR

1434

11

ŞUBAT-2013

PAZARTESİ

 

1

C.EVVEL

1434

13

MART-2013

ÇARŞAMBA

 

1

C.AHIR

1434

11

NİSAN-2013

PERŞEMBE

 

1

RECEB

1434

11

MAYIS-2013

CUMARTESİ

ÜÇ AYLAR’ın BAŞLANGICI

6 / 7

RECEB

1434

16/17

MAYIS-2013

PERŞEMBE/CUMA

REGAİB KANDİLİ

26/27

RECEB

1434

05/06

HAZİRAN-2013

ÇARŞAMBA/PERŞEMBE

MİRAC KANDİLİ

1

SABAN

1434

10

HAZİRAN-2013

PAZARTESİ

—–

14/15

SABAN

1434

23/24

HAZİRAN-2013

PAZAR/PAZARTESİ

BERAT KANDİLİ

1

RAMAZAN

1434

09

TEMMUZ-2013

SALI

RAMAZAN’IN BAŞLANGICI

26/27

RAMAZAN

1434

03/04

AĞUSTOS-2013

CUMARTESİ/PAZAR

KADİR GECESİ

30

RAMAZAN

1434

07

AĞUSTOS-2013

ÇARŞAMBA

AREFE

1

ŞEVVAL

1434

08

AĞUSTOS-2013

PERŞEMBE

RAMAZAN BAYRAMI 1.Gun

2

ŞEVVAL

1434

09

AĞUSTOS-2013

CUMA

RAMAZAN BAYRAMI 2.Gun

3

ŞEVVAL

1434

10

AĞUSTOS-2013

CUMARTESİ

RAMAZAN BAYRAMI 3.Gun

1

ZİLKADE

1434

07

EYLÜL-2013

CUMARTESİ

 

1

ZİLHİCCE

1434

06

EKİM-2013

PAZAR

 

9

ZİLHİCCE

1434

14

EKİM-2013

PAZARTESİ

AREFE

10

ZİLHİCCE

1434

15

EKİM-2013

SALI

KURBAN BAYRAMI 1.Gun

11

ZİLHİCCE

1434

16

EKİM-2013

ÇARŞAMBA

KURBAN BAYRAMI 2.Gun

12

ZİLHİCCE

1434

17

EKİM-2013

PERŞEMBE

KURBAN BAYRAMI 3.Gun

13

ZİLHİCCE

1434

18

EKİM-2013

CUMA

KURBAN BAYRAMI 4.Gun

1

MUHARREM

1435

04

KASIM-2013

PAZARTESİ

HİCRİ YILBAŞI

10

MUHARREM

1435

13

KASIM-2013

ÇARŞAMBA

AŞURE GÜNÜ

1

SAFER

1435

04

ARALIK-2013

ÇARŞAMBA

—–

mevlid kandili , mevlid , mevlit

Mevlid Kandili (Kutlu Doğum)

Mevlid Kandili Nedir Anlamı data ; İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 senesinde Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12. gecesi dünyaya gelmiştir. Bu kutsal geceye “Mevlid Kandili” denir.

O’nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında bilgisizlik, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, ALLAH inancı unutulmuş, insanlık korkulu ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti.

Sevgili Peygamberimizin bildiri etmiş olduğu İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek ALLAH inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, hakkaniyet ve kardeşlik geldi. O’na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O’nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için oldukça hayırlı ve kutsal bir başlangıçtır.

Bu gece, müslümanlar içinde yüzyılllardan beri büyük bir coşku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafınca yazılan ve aslolan adı “Vesiletün’necat” olan mevlid kitabı O’nun doğumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir halde dile getiren kıymetli bir eserdir.

Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun kutsal ruhuna salât ve selâm okumak asla şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.

Bununla birlikte, O’nun ahlâk ve erdem dolu yaşamını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Aslolan o süre O’nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.
Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.

Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü. Göz­yaşı döken gözler değil, ruh ve kalpler idi. Kalp ve ruhların üzüntü, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumî yas duyuru edilmişti!

Yeryüzü saadetin, sevincin ve huzurun deposu olan “tev­hid” inancından mahrumdu. Sövgü ve şirk fırtınası, ruh­ları ve kalpleri kasıp kavurmuştu. Gö­nüllerde tek mâbud yerine, birçok bâtıl ilâh yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

İnsanlar, birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş, sövgü, şirk, bilgisizlik ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zâlimin zulüm kamçısı al­tında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve simalar mahzundu.

Akıl, ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuv­vetiyle sıkan bu sövgü ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha çok katlanmasına ALLAH’ın sonsuz merhameti normal olarak müsaade edemezdi! Tüm bunlara son verecek bir zâtı, şefkat ve merhametinin bir eseri olarak normal olarak yollayacaktı!

İşte, o zât geliyordu!

Dünyanın mânevî şeklini bununla beraber getirmiş olduğu nurla değiştirecek eşi olmayan in­san, ALLAH’ın Son Peygamberi geliyordu!

Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz. Muhammed (a.s.m.) geli­yordu!

O An…
Kâinat, saygı ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi. Her varlık, ken­disine mahsus diliyle, hal ve hareketiyle bu emsâlsiz insana “hoş-âmedî”de bu­lunmak suretiyle luk içinde hazır durumda idi.

Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi.
Fil Vak’asından elli yada elli beş gece sonrasında.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
Mekke’de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi. Zaman, vakitlerin sultanı seher vakti.
Bu mütevazı evde ve bu eşi olmayan vakitte çok büyük ve eşi olmayan bir hadise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.), dünyaya gözlerini açtı!
Bu göz açışla beraber âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura garkoldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi. Kâinat, luk ve coşku için­de adeta, “Hayata merhaba dedi ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin” di­ye haykırdı.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş hayata merhaba dedi. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, yaşamın akışını değiştiren bu eşi olmayan vaka, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen “Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?” sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve kanıtlama edecek bir zatın teşrifi bir tek insanların ruh ve kalbinde değil, öteki varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya tüm âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli etmiş olduğu o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha ilkin rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en ilkin onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp “Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed dünyaya gelmiştir” dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke’de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia şeklinde Kureyş ileri gelenlerinin bulunmuş olduğu bir görüşmede,
– “Bu gece sizlerden birinin evladı oldu mu?” diye sordu.
– “Bilmiyoruz” diye yanıt verdiler.
Yahudi, “Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
“Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi kulak verin. Bu gece, bu ümmetin son olarak peygamberi Ahmed hayata merhaba dedi. Eğer yanlışım var ise, Filistin’in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği içinde kırmızımtırak, üstünde tüyler bulunan bir ben var” dedi.

Görüşmede bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. “Bu gece Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’ın bir oğlu hayata merhaba dedi. Adını Muhammed koydular.” haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
“Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?” dediler.
Yahudi “Onun doğumu benim size haber verdiğimden ilkin midir, sonrasında mıdır?” dedi.
Onlar, “Öncedir ve adı Ahmed’dir” dediler. Yahudi, “Beni ona götürün” dedi.
Yahudi ile birlikte kalkıp Hz. Âmine’nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üstüne baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

“Ne oldu sana, yazıklar olsun” dediler.

Yahudi, “Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

“Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir” dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin hemen hemen dünyaya gelmeden görüp gördükleri oldukça manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, “Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin süre ‘Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım’ de, sonrasında ona Ahmed ya da Muhammed adını ver.”

Gene kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında tüm doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra’daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib’e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine’nin yanında bulunan Osman ibn Âs’ın annesinin gördükleri de şu şekilde:

“O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş şeklinde sarktıklarını gördük.”

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid’in yazarı Süleyman Çelebi tüm bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

“Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Oldukça alâmetler belürdi gelmedin”

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, meydana getirilen hesaplamalara nazaran, Miladi takvime nazaran 20 Nisan’a denk gelen gece idi.

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara nazaran o süre, gece doğan çocuğun üstüne bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üstüne konulmuş olan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe’de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik şeklinde sallanıp on dört balkonunun parçalanıp bölgelere düşmüş olduğu öğrenildi.

Sava’da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Tüm bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak ALLAH’ın izni olmadan mukaddes tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun tüm kalbimizle, ruhumuzla her yıl tekrardan yâd edip kutluyoruz. Tüm kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirmiş olduğu sonsuz nura, açmış olduğu mutluluk caddesine ve sünnet-i seniyyesine tekrardan sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona tekrardan biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir onur ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.

Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa’d, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa’d, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa’d, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bu habere de bakabilirisiniz

islam

Kurban keserken ne okunur

Kurban keserken ne söylenir,

Bir Cevap Yazın

CLOSE
CLOSE