Kur’ân-ı Kerîm’de insanın anlama, akletme, idrâk, tedebbür, tefekkür, basiret ve firâset merkezi olarak kalbe dikkat çekilir. Kur’an’ı okuyan herkes, elbette bir şey anlar. Ama önemli olan murâd-ı ilâhîyi (Allah’ın kastettiği mânâyı) anlayabilmektir. 

“Tefsir, İbn Teymiye’nin en çok sevdiği konuydu. Ondan özel bir zevk alır, ona derin bir ilgi duyardı. Bu ilim dalıyla, o rûhen de ilgili idi. Kur’ân-ı Kerîm’i okuması, incelemesi ve onunla sürekli meşgul olmasından dolayı, Allah Teâlâ onun Kur’ân-ı Kerîm üzerindeki bilgisini arttırmıştı. Kitaplardan başka, Kitâb (Kur’an’ın)’ın asıl sahibine yönelir, ona başvururdu. Ondan Kur’ân-ı Kerîm’i anlamayı ve göğüs genişliği (anlama kapasitesinin genişlemesini) isterdi. İlim öğrenme metodu ve Kur’ân-ı Kerîm üzerindeki inceleme tarzı hakkında kendisi şöyle derdi:

“Ara sıra, bir tek âyet için yüz civarında tefsiri incelediğim olurdu. İnceledikten sonra o âyeti anlamamı nasib etsin diye Allah’a dua eder ve derdim ki:

“Ey Âdem (aleyhisselâm) ve İbrahim (aleyhisselâm)’in öğreticisi, bana en doğrusunu öğret.”

Issız ve sessiz mescid vb. yerlere gider, alnımı yere kor ve Allah Teâlâ’ya dua ederek:

“Ey İbrahim’in oğluna bilgi veren, ilim öğreten Allah’ım, bana anlama gücü ver, derdim”[1]

ALLAH’I ANLAMAK İÇİN GELEN İLAHİ YARDIM

Kur’ân-ı Kerîm’de insanın anlama, akletme, idrâk, tedebbür, tefekkür, basiret ve firâset merkezi olarak kalbe dikkat çekilir. Ve yine Kur’ân-ı Kerîm’le buluşanların tertemiz (mutahher) kimseler olduklarına işâret edilir. Daha başka anlamları olsa da “âyet” demek, “işâret” demektir. İşâretlerden anlamak ise güçlü hissiyât ve ilhâm meselesidir. Bu itibarla kitapların satırlarından istifadeyi ihmâl etmemekle birlikte “Rabbim göğsümü, gönlümü açıver”, “ilmimi, anlayışımı artır”, “kendi katında ilimle mücehhez kıldığın kimseler gibi bana da katından ilim ihsan et!” diyerek sadır (göğüs) kaynağından da beslenmelidir.

Kur’an’ı okuyan herkes, elbette bir şey anlar. Ama önemli olan murâd-ı ilâhîyi (Allah’ın kastettiği mânâyı) anlayabilmektir. Bu da O’nun yardım ve inâyeti olmadan tam olarak gerçekleşemez. Öyleyse kişinin bilgi seviyesi ne olursa olsun, ilâhî yardımdan müstağni olmamalıdır.

[1] Ebu’l-Hasen en-Nedvî, İslâm Önderleri Tarihi, II, 54-55.

Kaynak: Adem Ergül, 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları