Ana Sayfa / Hadisler / Allahtan afiyet istemek, Af ve afiyet duası türkçe

Allahtan afiyet istemek, Af ve afiyet duası türkçe

Allahtan afiyet istemek, Af ve afiyet duası türkçe

ALLAH’tan Af ve Afiyet Duası

ALLAH’tan af ve afiyet istemek, kulluk adına fazlaca büyük ehemmiyet ifade etmektedir. Nebiler Serveri: “Selullâhel afve vel afiye – ALLAH’tan af ve afiyet isteyiniz.” buyurarak dualarımızda ALLAH’tan af ve afiyet istememiz icap ettiğini belirtmiştir. ALLAH Resûlü başka bir hadislerinde de af ve afiyetin ne büyük bir nimet bulunduğunu “ALLAH size yakîn benzer biçimde (bir rivayette de, ihlâs kelimesinden sonrasında) afiyetten daha büyük bir nimet vermemiştir.” buyurarak gösterir. Hz. Ebû Bekir de, kendisini fazlaca mühim sorumlulukların beklediği hilâfet makamına geldiği ilk günlerde îrâd etmiş olduğu bir hutbelerinde, hıçkıra hıçkıra ağlar ve: “Ey insanoğlu! ALLAH’tan af ve afiyet isteyin.” buyurur.

Dualarımızda Af ve Afiyet İsteme

 

ALLAH’tan af ve afiyet istemek, kulluk adına fazlaca büyük ehemmiyet ifade etmektedir. Nebiler Serveri: “Selullâhel afve vel afiye – ALLAH’tan af ve afiyet isteyiniz.” buyurarak dualarımızda ALLAH’tan af ve afiyet istememiz icap ettiğini belirtmiştir. ALLAH Resûlü başka bir hadislerinde de af ve afiyetin ne büyük bir nimet bulunduğunu “ALLAH size yakîn benzer biçimde (bir rivayette de, ihlâs kelimesinden sonrasında) afiyetten daha büyük bir nimet vermemiştir.” buyurarak gösterir. Hz. Ebû Bekir de, kendisini fazlaca mühim sorumlulukların beklediği hilâfet makamına geldiği ilk günlerde îrâd etmiş olduğu bir hutbelerinde, hıçkıra hıçkıra ağlar ve: “Ey insanoğlu! ALLAH’tan af ve afiyet isteyin.” buyurur.

Hadiste ifade edilmiş olduğu benzer biçimde ALLAH’tan istememiz ihtiyaç duyulan şeylerin birincisi aftır. Af; ALLAH’ın insanı affetmesi, muahezeye tâbi tutmaması ve kusurlarını bağışlaması anlamına gelir. ALLAH esasen fazlaca bağışlayıcı ve bağışlayıcıdır. Nebiler Serveri, ALLAH’tan affı iyi mi isteyeceğimizi bizlere şu şekilde öğretiyor: “Allahümme inneke afuvvun kerimun tuhibbul afve fa’fu annî – Allahım! Sen fazlaca affedicisin, fazlaca cömertsin, affetmeyi seversin, beni de affet.” Kulun ALLAH’tan af dilemesi, daha baştan onun kusurlarını itiraf ettiğini ve kulluğunu da müdrik bulunduğunu gösterir. ALLAH’tan istememiz ihtiyaç duyulan bir öteki şey de afiyettir. Zira afiyetsiz yaşam kimi zaman çekilmez bir hâl alır ve şikâyetlere de sebebiyet verebilir. Kanûnî merhum, sıhhatin önemini şu meşhur mısralarıyla ne güzel ifade eder!

“Halk içinde saygın bir nesne yok devlet benzer biçimde,
Olmaya devlet cihanda bir nefes esenlik benzer biçimde.”

Sağlık ve afiyet içinde olmanın bir de kulluk hayatına bakan yönü vardır. Bir kere muhteşem bir yakarma sadece afiyetle arızasız ifade edilebilir. Mü’minin yakarma yaparken kullandığı azaları afiyette eğer olmazsa, ibadetlerini yerine getirmede zorlanabilir. Meselâ bu şekilde birisi gece kalkıp, berzah âleminde kendisi için kût (azık) ve kuvvet olacak, hatta burak hükmüne geçebilecek teheccüdü eda edemez; namazlarını refah içinde kılamaz ve ALLAH yolunda rahat koşturamaz. Binaenaleyh mü’min için esenlik ve afiyet, ibadetlerini tam yerine getirebilme adına ALLAH’ın ona verdiği mühim birer nimettir.

Bundan daha büyük bir afiyet de borç altında bulunmamaktır. Genel mânâda ne birine medyûn (borçlu) yaşamak ne de -hafizanallah!- borçlu olarak ölüp gitmek; evet, bu durum mü’min için iyi olmayan bir âkıbettir. Meseleye açıklık getirecek bir örnek zikretmek isterim: Rahatlık-u Risâletpenâhîye, bir borçlu cenaze getirilir, Efendimiz: “Borcu var mı?” diye sorar. “Evet” yanıtını alınca da: “Buyurun arkadaşınızın namazını siz kılın.” der. Oysaki, Efendimiz’in, zina etmiş ve recm edilmiş insanların namazını kıldığını biliyoruz. Bundan, borçlu olarak ölmenin ne kadar kötü bulunduğunu çıkarmak mümkündür. Her neyse ki bir sahabi o vefat eden zatın borcunu tekeffül eder ve ALLAH Resûlü de onun namazını kıldırır.

Borçlu vefat etme meselesi, ALLAH Resûlü’ne o denli dokunur ki, bigün: “Eğer biri borçlu olarak vefat ederse, onun borcunu ödemek bana düşer. ALLAH, ganimetten bana bir şeyler lütfederse, tüm borçluların borcunu öderim. Fakat vefat eden şahıs, bir servet geriye bırakırsa o da onun çoluk çocuğunun olsun.” buyurmuşlardır.

Evet, yukarıda zikrettiğimiz hadislerde de görüldüğü benzer biçimde, borçtan azade olma afiyetler üstü bir afiyettir. Ehl-i tahkikten bazıları, kul hakkı da bir borç olduğundan hareketle şu şekilde demişlerdir: “Birinin üstünde arpanın yedide biri kadar dahi kul hakkı var ise, borçlu olduğu zat helâl edeceği âna kadar, borçlu şahıs, harp meydanında dahi ölse Aden’e giremez.” Zira borç bizzat kul hakkına girmektedir ve insan şehit de olsa kul hakkından hesaba çekilmedikçe Aden’e giremez. Ben de şimdiye kadar şehitlerin kul hakkından muaf olduklarına dair bir şey duymadım ve görmedim. Görseydim, fazlaca sevinecek ve kendime şöyle-böyle şehitlik yolu araştıracaktım.

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bu habere de bakabilirisiniz

hadisler

Ben aileme karşı hepinizden daha

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı hayırlı olandır.  Ben aileme karşı hepinizden daha hayırlıyım.  Arkadaşınız öldüğü zaman (kusurlarını zikretmeyi) terkedin.” [Tirmizî, Menâkıb 85]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CLOSE
CLOSE
Copied!