Ana Sayfa / İslam / Banka faizi günahmıdır, faiz neden günah ve haramdır

Banka faizi günahmıdır, faiz neden günah ve haramdır

Banka faizi günahmıdır, faiz neden günah ve haramdır

Parayı eflasyondan korumak günah mıdır ?

Şimdi farz ediyorum 10 liram var. Bu devirde 10 lirayla çok işler yapılır.
Neyse 10 lirayı yastığın altına koydum. 1 yıl geçti. Ülke eflasyon geçirdi. 10 lirayla sadece 1 sakız alabilir duruma geldik. 
Yani paramızı bu duruma sokmamak için paramızı dolara yatırarak eflasyondan korumak.
Günahmıdır ? 

Hangi faiz haramdır?
YAŞAR NURİ HOCA: Banka faizi enflasyonun üstünde olmadığı taktirde haram değildir. Çünkü İslam’da malın korunması 5 temel ilkeden biridir.

Faizli bir bankanın kredi kartını kullanmak günah mı

Soru:
Faizli bir bankanın bankamatik kartını kullanmak kişiyi ne kadar sorumlu yapar?

Cevap:
Müslümanların, “emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker” diye ifade edilen bir ödevleri vardır; buna göre ayıba, günaha, harama ve bunları işleyenlere karşı, güçlerinin yettiği, imkanlarının elverdiği ölçüde tavır almaları, bu kötülükleri engellemek için çaba göstermeleri gerekir Bankalar asıl iş olarak, İslam’ın haram kıldığı faiz işlemleri yapmakta, faiz alıp vermektedirler Bunlara karşı tavır almak için de -ortada bir zorunluluk bulunmadıkça- kapılarından içeri girmemek gerekir

Faiz Günahmı

Eğer durmadan artan enflasyon karşısında paramızın değerini banka faizleri sayesinde koruyabiliyorsak, İslam faizi neden haram kılmıştır ? Faizin zararları nelerdir ki :slam onu yasaklamıştır ?
“Allah alışverişi -karı- helal kılmış, faizi yasaklamıştır.”

Öncelikle ekonomik bir kuralın altını çizerek belirtelim. Faiz, enflasyona neden olur. Bir ülkede ne kadar faiz varsa, o faiz oranının belli bir oran üstünde, o ülkede enflasyonda olur. Batıda enflasyon % 2-3′ tür. Çünkü faiz oranları batıda % 2 civarındadır. Yani bir ülkede faiz varsa enflasyonda vardır. Enflasyona karşı insanlar faize hücum ettikçe, enflasyonu artırırlar. Enflasyonun düşmesinin ilk temel şartı faizlerin aşağı çekilip, sıfırlandırılmasıdır.

Ayrıca faiz enflasyon karşısında paranın değerini koruyamaz. Uzun vadede faiz, enflasyon karşısında paranın değerini eritir.

Mesela 1990 yılında bir ev alacak parayı bankaya, faize yatıran bir insan, 10 yıl sonra bu parayı bankadan çekse, o para ile, bir evin yarısını bile yaptırtamaz… Bu nedenle Hz. Resul : ” Faiz malı eritir ” buyuruyorlar.

Faizin doğurduğu enflasyon karşısında, faizli o para değerini kaybetmiş, erimiş olur.

Kısaca, enflasyondan kaçarken, aslında enflasyonun en büyük nedeni olan faize tutulmak , eldeki paranın da erimesine sebep olmaktadır.

Günümüz sol ideolojisi faizle, kârı-alışverişi- aynı kefede görüp, her ikisini de yasaklarlar. Bu mantık 1400 sene önce müşriklerde de vardı. Hz.Resul dönemindeki müşrikler ” Alışverişte, karda faiz gibidir ” görüşünü savunuyorlardı. Yani isimler, insanlar değişse de, bâtıl fikirler hep aynı mantığı taşıyorlar. O dönemde ki komünistlerin ismi müşrik, şimdiki müşriklerın adları komünist, isim ayrı kafa hep aynı…Tarihinde özeti bu değil mi belki de …!

Faiz, enflasyonun anasıdır. Faiz ertelenen enflasyondur. Bunu bir örnekle açıklayalım : Zeki ama parası olmayan bir insan düşünelim. Bir gömlek fabrikası açacaktır, fakat parası yoktur. Bu zeki adam bankaya gider ve kredi ile bankadan borç alır . Mesela kredi olarak100 lira almıştır , banka bir sene sonra ondan 200 lira geri istemektedir.

Bu kişi bir fabrikada açar ve gömlekleri üretmeye başlar. Şimdi bir gömleğin üreticiden (fabrikadan), toptancı ve perakendeci vasıtasıyla, maliyet, kar, faiz oranlarına göre fiyatlarının tüketiciye yansımasını safha safha görelim: Üretici (diyelim ki ) gömleğin tanesini 2 liraya mal etsin (elektrik, kumaş, işçi ücreti… dahil). Üretici kârda elde edecektir ( diyelim ki 1 lira) , gömleğin fiyatı 3 liraya yükselir. Üretici bankaya faizli borcunu ödeyecektir. Bu borcuda bütün gömleklerinin fiyatlarına bölüştürür, gömleğin fiyatı böylece 4 liraya yükselir. Üretici devlete vergide verecektir, bunu da fiyatlara yansıtır (cebinden verip zarar yapmayı düşünemez !…). Bir gömleğin üreticiden çıkış fiyatı 5 liraya yükselir. Aynı şekilde fiyatlara vergi, faiz, kâr yansıması toptancı da , sonra perakendeci de (mağazada) olur. Toptancıdan gömleği alış fiyatı (maliyeti) 5 liradır. Üzerine kâr, faiz, vergiyi koyar, fiatı 8 liraya çıkar. Aynı durum mağaza sahiplerince de uygulanır. Maliyet (8 lira) artı, vergi, faiz, gömlek 11 liraya yükselir (İslam’da faiz olmadığı gibi vergide, ana paradan, üreticiden direk alınır, vergi borcunun ürettiği mallara yansıtılmasına engel olunur…).

Böylece 2 liraya mal olan, kârla 3 liraya satılacak mal, tüketiciye 11 liraya yansır. Bunun 3.5 lirası faiz, 3.5 lirası vergi, 3.5-4 liras da maliyet artı kardır. İşte enflasyon, işte hayat pahalılığı budur.

Başka bir örnek verelim :

Zengin bir adam 100 lirasını %50 faizle bankaya yatırır. Bir yıl sonra 150 lirası olacaktır. Banka bu parayı alır, kendisinden traktör almak için kredi (üzerine faiz bindirilen borç ) isteyen çitçiye % 100 faizle borç verir. Banka bir yıl sonra 200 lira alacaktır.

Çiftçi traktörü alır, çalışır, alın teri döker, yorulur… 200 lira borcu bir yıl sonra bankaya öder. Çalışan çiftçi; kazanan,zengin-banka ortaklığı olur ve çark böylece dönmeye devam eder.

Peki islami bir ortaklık, faizsiz bir fabrika nasıl kurulabilir? Fabrika için beş şeye ihtiyaç vardır :

Çalışacak işçi, fabrikanın kurulacağı arsa, idareci-planlamacı mühendisler, makineler ve fabrika binası için para ve yol, su, elektrik… ihtiyacını karşılayacak bir devlet desteği.

Bir köy ahalisi işçi olarak çalışır, arsa olarak o köyün boş bir arazisi satın alınır, zeki insanlar planlamayı yapar, zengin bir insan parasını ortaya koyar, devlette; iş, toprak, zeka ve parayı çalıştıran bu ortaklığa yol, su, elektrik… yardımlarında bulunur. İşsizliği engelleyen, arsayı çalıştıran, zeka göçünü önleyen, parayı yastık altından çeken, devlete belli bir mali destek sağlayan, faizin, enflasyonun olmadığı bir fabrika, böylece kurulmuş olur.

Daha sonra beş grubun her biri, üretilen malın ortaya çıkmasındaki katkılarına göre paylarını alır.

Sömürü yok, işsizlik yok, enflasyon yok… Çünkü islam var. …Çok kısa özetle faiz ve zararları bunlardır.

KÂR VE SOSYALİZM :

Küba devrimine ilgi duyup havaiye giden Fransız filozof ve ekonomist Charles Bettelheim ,Che’ye ”…çalışanların , üretimin artmasına ve kalitenin yükselmesine özen göstermelerini teşvik edecek bir ücret uygulamasını savunur…” ( yani kârı ; uyarıcı ücreti savunur) ama Che “ bunlar kapitalizmin uyarıcılarıdır , bunlar yerine moral uyarıcıların olması gerektiğini savunur. “ ve bu görüşü reddeder. Bettelheim teorisinde iddialıdır: ”Deneyimlerim bana , moral uyarıcıların , üretim üzerinde hiç bir yararlı etkisi olmadığını göstermiştir

Bankadan Kar payı almak haram mı helal mi caiz mi günah mı? 

Değerli Kardeşimiz;

Kar zarar sistemi üzerine çalışan müesseseleri dinimiz ticari müessese saydığı için helaldir. Para yatırılır ve kar payı olarak verilen kısım da helaldir. Buralardan alınan krediler de caizdir. Devletin bu kuruluşları hukuki olarak koruma altına alması ise daha güzel olmuştur. İnşallah su-i istimalleri ve mağduriyetleri önlemeye vesile olur.

Konuyla ilgili şu değerlendirmeyi okumanızı tavsiye ederiz.

Özel Finans Kurumları ve Faiz Yasağı 

Özel Finans Kurumları (ÖFK); banka sayılmayan, İslamî esaslara göre fon kabûl edip, kaynak kullandırabilen tasarrufları değerlendirme ve kredi verme yöntemleri olarak faiz yerine kâr-zarar ortaklığı esasın dayalı olarak çalışan kurumlardır. Dünyada “İslamî banka” olarak adlandırılan kuruluşlara ülkemizde Özel Finans Kurumu denmiştir.

Faizi haram sayan Müslüman nüfusun giderek artması ve Batı dünyasında da geniş kitleler oluşturması, İslamî finans kuruluşlarının sayısını artırdığı gibi, diğer bankaların da kurdukları hizmet birimleriyle bu kesime hizmet vermesine neden olmaktadır.


“İslamî bankacılık,” dünyanın en hızlı büyüyen finans sektörüdür. Halen dünyada faaliyet halindeki 200’den fazla İslamî finans kuruluşu, aktif yatırım büyüklüğü olarak 200 milyar dolarlık bir fon yönetiyor. 

Ayrıca, bünyelerinde faizsiz bankacılık birimi kuran bankalardan bazıları da şunlardır:

Citibank-ABD, Goldman Sachs-ABD, HSBC- İngiltere, Deutshce Bank-Almanya, Union Bank of Switzerland-İsviçre, Amro Bank-Hollanda, Kleinwort Benson, ANZ Grindlays Avusturalya, United Bank of Kuwait ve Arab Banking Corporation.

Dünyanın en büyük bankaları olan bu kuruluşların hepsi, teşkilatlarında ‘faizsiz’ bankacılığa yer vermiş bulunuyorlar. İslamî bankacılığa başlayan bu tür bankaların listesi her geçen gün uzamaktadır.

Türkiye’de yaygın bir inanç olarak faizsiz finans kurumlarının Arap ülkelerinden geldiği düşünülür, oysa ki, bu kurumlara ilişkin yasal alt yapı İngiltere’de faaliyet gösteren İslamî bir kurumun ana sözleşmesi model alınarak oluşturulmuştur.

Ülkemizde 1984 yılından sonra 6 ÖFK kurulmuş, bunlardan İhlas Finans Kurumu faaliyetlerine son vermiştir. Halen 5 ÖFK faaliyet halindedir. Kuruluş tarihi sırasına göre:

Al baraka Türk, Faisal Finans Kurumu, Kuveyt Türk Evkaf Finans, Anadolu Finans Kurumu, Asya Finans Kurumu.

ÖFK’Ların Anahtar Özellikleri: 

1- Faizsizdir (interest-free): 

Bu bankaların en ayırt edici özelliği çalışmalarında faize yer vermemeleridir. Yani, sağladıkları kaynaklara faiz ödemezler; kullandırdıkları kaynak için müşterilerinden faiz tahsil etmezler.

Zaten kuruluşlarının gerekçesi de, faizli muameleye dini görüşü gereği yer vermeyen insanlara ve bu tür insanların şirketlerine hizmet etmektir. İslamiyet sermayenin üretim faktörlerinden birini teşkil ettiğini ve bir maliyeti olduğunu kabûl eder. Ancak bu faktörün önceden belirlenmiş bir karşılık, yani faiz talep etmesini reddeder. Bir diğer ifadeyle, paraya para kazanmak yasaktır.

2- Ticaretle Bağlantılıdır (Trade-related): 

İslam’da faizin haram, ticaretin ve kârın helâl olması bu kuruluşları müşterileriyle ticarî nitelikli iş yapmaya yöneltir. Para ticareti İslâm’da yasak olduğuna göre, kâr etmek için mal ticareti gerekli olur.

3-Sermaye Bağlantılıdır (Equity Related): 

Saf İslamî bankacılığın kâr-zarar ortaklığı (mudaraba) veya sermaye iştiraki (muşaraka) içerdiği genellikle kabûl gören bir gerçektir.

İslamiyet’te sermaye sahibi, girişimcinin uzmanlığı ve çalışması sayesinde meydana getirdiği karı onunla paylaşabilir. Sermayenin getirisi olan kâr unsurunun oranı, yani hangi nispetlerde bölüşüleceği önceden bellidir ancak tutarı belirsizdir.

4- Yatırımlar ahlâka uygun konularda yapılmalıdır (Ethical investments): 

Yatırımlar; sadece İslam dininin yasaklamadığı konular çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda İslamî yatırım: Çevre dostu, sadaka verici, toplum iştirakini sağlayıcı, insanî değerlere saygılı, *yasakkelime*, silahlanma, alkol ve kumarı dışlayan yatırımlar olmalıdır.

ÖFK’nın başlıca ürün ve hizmetleri 

1- Mudaraba ve Muşaraka:

Fon kullandırma bakımından İslamî bankacılığın özünü oluşturan yöntemlerdir. Ancak getiri sağlamada uzun vadeli olduğundan, bu muamelelere yeterli oranda yer verilemektedir. Mudaraba ve Muşarakanın şeriatı uygunluğu tartışılmaz bir hususdur.

2- Leasing İşlemleri:

Finansal kiralama kanununa uygun olarak yapılan leasing işlemleri makine ve teçhizatın kurumca satın alınarak müşteriye kiralanması ve bedelinin taksitler halinde geri alınması işlemidir. Bizce faiz yasağı kapsamı dışındadır.

3- Murabaha: 

Bu yöntemde müşterinin ihtiyaç duyduğu hammadde, makine v.s. onun namına satın alınır ve üzerine bir kar koyarak müşteriye devredilir. Mal bedeli müşteri tarafından ÖFK’ya taksitler halinde geri ödenir.

Murahabanın örtülü faizi içerdiği, normal ticarette bulunması gereken risk faktörünü içermediği, getirinin önceden belli olması nedeniyle ticarî kârdan ziyade faize benzediği ileri sürülmektedir. Bu tenkitleri haklı görmenin mümkün olmadığını düşünmekteyiz. Şöyle ki;

• Murahaba şekil olarak sipariş üzerine yapılan bir ticarettir ve bu şekilde ticaret her piyasada yaygın bir uygulamadır.

• Fiyatlamada kullanılan maliyet artı (cost plus) yöntemi normal ticarette sık kullanılan bir metottur. Ticarette satıcının maliyetin üzerine belirli bir yüzde kar payı koyması son derece olağandır. Yani kar marjı önceden bellidir. 

• Murahabanın normal ticaretteki riski içermediği iddiası da doğru değildir. Çünkü aynen normal ticarette olduğu gibi alıcının (müşterinin) ödememe riski vardır. Buna literatürde piyasa riski veya karşı taraf riski denir.

Murahabadaki vade farkının diğer bankalardaki faiz oranı civarında seyretmesi nedeniyle aslında örtülü faiz olduğu çok tenkit edilen hususlardan biridir.

Bizce bu eleştiri de yersizdir. Çünkü piyasadaki her tüccar, peşin fiyatın üzerine vade farkını koyarken enflasyon oranını hesap etmek zorundadır. Bu oranın altındaki vade farkı satıcıyı zarar ettirir. Aynı şekilde ÖFK’lar da murahaba işleminde maliyet bedelinin üzerinde en az enflasyon oranı kadar vade farkı koymak durumundadır. Enflasyon oranı ise faiz oranını belirleyen başlıca unsurdur ve faizle az çok paralel seyreder. Dolayısıyla vade farkı ile faiz oranının birbirine yakın olması doğal, hatta ekonomik bir zarurettir. 

Bu nedenle, vade farkının faiz oranına yakın olması murahaba işlemine faizli işlem niteliğini kesinlikle kazandırmaz. Yukarıda belirttiğimiz gibi; özel finans kurumları faize dayalı bir ekonomide faaliyet göstermektedirler; fon kullandırmadaki fiyatlamaların mevcut faiz oranından etkilenmemesi mümkün değildir.

Bu açıklamalarımız aynen leasing işlemleri için de geçerlidir.

4- Mal Karşılığı Vesaikin 

Alım-Satımı 

Özel Finans Kurumlarına ait fon kullandırma şekilleri arasında “gri alan” oluşturan bir yöntemdir. Vadeli olarak gerçekleştirilmiş bir ihracat partisine ait belgeler, ihracatçıdan peşin para karşılığı satınalınır; sonra aynı ihracatçıya vade farkı eklenerek geri satılır, bedeli taksitlerle geri alınır. Örneğin, 50 bin dolarlık vesaiki, kurum müşteriden 45 bin dolara satın alır ve bu tutarı kendisine peşin olarak öder; aynı anda belgeleri ona vadeli olarak 50 bin dolara geri satar. 5 bin dolar kurumun kârı, müşterinin maliyetidir.

Ne kadar iyi niyetle bakılırsa bakılsın, bu işlemin bir iskonto muamelesi olduğunu göz ardı etmek çok güçtür. Gerçi, söz konusu belgelerin malı temsil ettiği ve alınıp satılanın murabahada olduğu gibi, ticarî bir mal olduğu, kısaca yapılan işin ticaret olduğu iddia edilebilir. Ancak, böyle bir savunmasının geçerliliği çok tartışmalıdır. Çünkü bu muameleye konu olan ihracat, bitmiş bir ihracattır. Mal, Türkiye gümrüklerinden çıkmış, muhtemelen alıcının bulunduğu ülkeye vararak, gümrükten geçmiştir veya en azından Türkiye sınırları dışında bir yerde yoldadır. Her hâl ve kârda, söz konusu belgelerdeki malın mülkiyeti artık ihracatçıda değildir. Ancak, ihracatçı alacaklı durumdadır ve bu belgeler arasında bulunması gereken, lehine düzenlenmiş bir poliçe veya senet alacağının kanıtıdır. Kurumun satın aldığı ve geri sattığı belge, malın kendisi olmadığına göre, malla ilgili alacağın kanıtıdır. İhracatçının vadeli alacağı bugünden kendisine ödenmiş ve karşılığında bir bedel tahsil edilmiştir. Başka ifadeyle, müşteriye zaman satılmıştır. Bunun finanstaki ismi paranın zaman değeridir ve karşılığında alınan, verilen faizdir, ribadır.

Yabancı ithalatçının ve bazen de ayrıca kefil olan bankanın imzasını taşıyan poliçe veya senet bir finans enstrümanıdır. Bu belge ithalatçı tarafından nakit ödemeye bir alternatif olarak düzenlenir. Yani, dışalımcı malın mülkiyetinin kendisine aktarılması karşılığında, böyle bir borç belgesi düzenlemiştir. Bu senet iki amaca hizmet eder:

a- Sözkonusu dış ticaret işleminden doğan borç-alacak ilişkisini kanıtlar.

b- İhracatçının, vadeyi beklemeden ihracat bedelini bir banka veya mali kurumda iskonto etmek suretiyle nakde kavuşmasını sağlar.

Buradan çıkacak bir sonuç; ÖFK’nın bitmiş (sevk sonrası) ihracatı değil, hazırlık aşamasındaki (sevk öncesi) ihracatı desteklemeye uygun yapıda olduğudur. İhraç edilecek malın bünyesine girecek ham madde ve ara mallar ihracatçıya murabaha yoluyla kazandırılabilir. Veya hazır bir mamûl malın ihracatı söz konusu olduğu hallerde, bu mal yine murabaha yöntemiyle ihracatçıya satılabilir.

Hizmet ve Ürünlerin

Fiyatlaması

ÖFK’lar tarafından sunulan hizmet ve ürün fiyatlarının pahalı olduğu, ticarî bankalardan daha yüksek fiyatların müşteriyi zaman zaman hoşnutsuzluğa hatta hayâl kırıklığına uğrattığına şahit oluyoruz. Bazı kimseler yüksek fiyatlamanın bu kuruluşların İslamî özelliğini zedelediğini ve dini bakımdan faizli bankalar mesabesine getirdiğini ileri sürer.

Önce, şunu belirtelim ki; yüksek fiyatlama İslamî bakımdan sağlıklı bir muameleyi faizli muameleye dönüştürmez. Örneğin; ÖFK tarafından verilen bir teminat mektubu şer’en hiçbir mahsur taşımaz. Bu hizmet karşılığı alınan komisyon da doğal olarak helâldir. Komisyon oranının yüksek oluşu teminat mektubu işlemini haram bir muameleye haline getirmez.

Ancak, yüksek komisyon veya ücretle ilgili olarak müşterinin istismar edildiği, güvenin kötüye kullanıldığı ve yapılan hizmete göre alınan karşılığın aşırı olduğu gibi tenkitler yöneltilebilir.

Diğer taraftan, fiyatlamada aşırılık bir ÖFK’nın yüksek maliyetle çalıştığının veya yanlış bir pazarlama politikası yürüttüğünün kısaca bir yönetim zaafı içinde olduğunun göstergesi sayılabilir.

Komisyon ve ücretlerin hangi düzeyde makûl sayılacağını belirleyecek olan piyasa koşulları ve rekabettir. Teorik olarak, rakiplerine göre fazlaca pahalı kalan ÖFK rekabette geri kalır, pazar payı azalır. Bu o kuruluşa piyasanın vereceği cezadır. Teori böyle olmakla beraber, ÖFK ile ticarî bankalar arasında müşteri nezdinde gerçek bir rekabet olduğunu söylemek zordur. Çünkü ÖFK müşterisinin tercihinde rol oynayan motivasyon dinidir. Bu kurumların müşterisi ÖFK’na aslında daha ucuz hizmet almak için gelmez, ihtiyacı olan bankacılık hizmetini alırken İslamiyet’e uymanın huzuru da tercihinde büyük rol oynar.

Dolayısıyla, rekabet ancak ÖFK’nın kendi aralarında olabilir. Bu gerçek karşısında, ÖFK müşterilerine fiyat ve ücret tarifesi uygularken işin bu yönünü nazara alarak kendilerine normal kâr sağlayacak şekilde fiyatlama politikaları yürütmeleri gerekir.

 

OKUDUYSANIZ yada IZLEDIYSENIZ PAYLAŞIN LÜTFEN HERKES OKUSUN ve IZLESIN.

Bu habere de bakabilirisiniz

islam

İSLAM’A GÖRE İNSANIN ÖMRÜ NE KADAR?

İslam’a göre insanın ömrü ne kadardır?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CLOSE
CLOSE
Copied!