Allah’a en büyük teşekkür elbette ki her müslümanın sahip olduğu sağlık, evlat, hürriyeti ve daha bir çok nimeti için şükür etmesidir.

İşte kulluk görevinin en temel ilkesi olan şükretmek müslümana en çok yakışan ve onun ruh dünyasını aydınlatan bir davranıştır.

Bir Hak dostu, gafletten kurtulup ömür nîmetini sâlih amellerle değerlendirebilmemiz ve dâimâ hamd, şükür ve rızâ hâlinde, huzurlu bir kulluk hayatı yaşayabilmemiz için, şu tavsiyelerde bulunur:

“Zaman zaman hastahanelere giderek hastaları ziyaret et!

O muzdaripler gibi hastalıklara müptelâ olmadığını ve üzerindeki sıhhat nîmetini düşünerek hâline şükret!

Zaman zaman hapishanelere giderek oradaki mahkûmların binbir ıztırapla dolu zindan hayatlarını tefekkür et!

Cinâyetlerin bir anlık öfke veya cinnet neticesinde işlendiğini, diğer taraftan mazlum olarak hapse düşüp o cefâya katlananların da bulunduğunu, onların yerinde kendinin de olabileceğini düşün! Allah Teâlâ seni bu hâle düşmekten muhâfaza ettiği için O’na şükret! Oradakilerin selâmeti için de duâ et!

Sonra kabristanlara git, oradaki mezar taşlarından hâl lisânıyla yükselen sessiz feryatları dinle! Ömür nîmetini kaybettikten sonra pişman olmanın bir fayda vermeyeceğini düşün!

Vakitlerinin kıymetini bil! Mezarda yatanlar için duâ ve istiğfâr et! Ve bundan sonraki günlerini daha çok hamd, şükür ve zikir ile değerlendirmeye çalış!”

Hakîkaten, insana ölümü ve âhireti düşündüren en güzel vesîle, kabir ziyaretidir.

Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Ben size kabir ziyaretini yasaklamıştım…

Artık ziyaret edebilirsiniz.

Çünkü kabir ziyareti size âhireti hatırlatır.” (Tirmizî, Cenâiz, 60; Bkz. Müslim, Cenâiz, 106)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Müslümanın Kendisiyle İmtihanında TASAVVUF, Erkam Yayınları