Resûlullâh’ın -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dedesi Abdülmuttalib, vefâtına yakın bütün evlâtlarını topladı. Onlara, biricik torununa çok iyi bakmalarını vasiyet etti. Zübeyr ile Ebû Tâlib, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in babası Hazret-i Abdullâh ile aynı anneden oldukları için kur’a çektiler. Kur’a, Ebû Tâlib’e çıktı.

Ebû Tâlib, Peygamberimiz’e karşı amcalarının en merhametlisi ve en şefkatlisi idi.[1] Onun birkaç deveden başka malı yoktu. Âile efrâdı ise kalabalıktı. Bu yoksulluğuna rağmen Ebû Tâlib, Kureyş’in efendisi idi. Sözü dinlenir, emirlerine karşı gelinmezdi. Babası Abdülmuttalib gibi, o da ağzına içki koymazdı.[2]

Ebû Tâlib, mübârek yeğeninin üzerine titrer, O’nu kendi evlâtlarından daha fazla severdi. Âlemlerin Efendisi’ni yanına almadıkça uyumaz, ne zaman bir yere gidecek olsa O’nu da berâberinde götürürdü.

Ebû Tâlib’in âile efrâdı, Varlık Nûru -aleyhissalâtü vesselâm- olmadan yemek yediklerinde aç kalırlar, ancak O’nunla birlikte yedikleri zaman doyarlardı. Hattâ yemekleri de artardı. Sofraya, bir tek kişiye yetecek miktarda konulan sütten, önce mübârek yetim içip daha sonra diğerlerine verdiğinde, hepsi de bu sütten kana kana içerdi. Bu sebeple Ebû Tâlib, âile efrâdı yemeğe başlamadan önce:

“−Durunuz! Evlâdım gelsin!” derdi.[3]

Ebû Tâlib’in zevcesi Fâtıma Hâtun, son derece fazîletli ve iyi kalpli bir hanımdı. Fahr-i Kâinât Efendimiz, İslâm ile şereflenip Medîne’ye hicret eden bu mübârek hâtunu sık sık ziyâret eder, onun evinde kuşluk uykusu uyurdu.[4]

“BUGÜN ANNEM VEFAT ETTİ”

Fâtıma Hâtun vefât ettiğinde Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- mübârek gözlerinden inci tâneleri gibi gözyaşları dökmüş, “Bugün annem vefât etti!” buyurup gömleğini ona kefen yapmış, cenâze namazını kıldırıp kabrinde bir müddet uzanmıştır. Bu davranışının sebebini soranlara ise şöyle buyurmuştur:

“−Ebû Tâlib’den sonra bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiç kimse yoktur! Âhirette cennet elbiselerinden giymesi için ona gömleğimi kefen yaptım. Kabre ısınması için de oraya bir müddet uzandım!”

Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisinin bu kadar üzülmesine hayret edenlere:

“−O benim annemden sonra annemdi. Kendi çocukları aç durup suratlarını asarken, o önce benim karnımı doyurur, saçımı tarar ve gül yağı sürerdi. O benim annemdi!” buyurmuştur. Sonra da onun için şöyle duâ etmiştir:

“Allâh seni mağfiret etsin ve hayırla mükâfatlandırsın! Allâh sana rahmet etsin anneciğim! Sen benim annemden sonra annem oldun! Kendin aç durur beni doyururdun! Kendin giymez bana giydirirdin! En lezzetli nîmetleri bana tattırır, kendi nefsini mahrum ederdin! Bunu da ancak Allâh’ın rızâsını ve âhiret yurdunu umarak yapardın!..” (Hâkim, III, 116-117; Heysemî, IX, 256-257; Ya’kûbî, II, 14)

[1] İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, I, 22.

[2] Halebî, I, 184.

[3] İbn-i Sa’d, I, 119-120, 168.

[4] İbn-i Sa’d, VIII, 222.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları