Ana Sayfa / Dini Bilgiler / Hac Konusunda Niyabet, Vasiyet ve Adakla İlgili Bazı Meseleler

Hac Konusunda Niyabet, Vasiyet ve Adakla İlgili Bazı Meseleler

 

Hac için karşılık olacak şahsın, daha ilkin kendi adına hac etmiş bulunması, İmam Şafiî’ye bakılırsa koşul ise de, biz Hanefî’lerce koşul değildir.

Bu iki ayrı görüşten kurtulmak için, daha ilkin kendi adına hac etmiş bulunan ve hac işlerini bilen bir kimseyi karşılık göndermek daha faziletlidir. Bununla birlikte efendilerinin izni ile köleler, yanlarında mahremleri bulunmak şartı ile kocalarının izinleri ile zevceler karşılık olarak hacca gidebilirler. Sadece hanımefendilerin niyabeten (karşılık olarak) hacca gitmeleri mekruhtur. Şundan dolayı onların hacları, erkeklere kıyasla noksandır. Telbiyelerde seslerini yükseltemezler, Remel ve Hervele şeklinde bazı hac işlerini yapamazlar.

Naib, binitli olarak gidip gelmek şartı ile israftan ve sıkı davranmaktan kaçınarak âmirin parasını harcar. Artan parayı da kendisine yada varisine geri verir. Sadece âmir yada yükümlü durumda olan varisler bu parayı naibe verirken: “Bundan artacak mikdar senin olsun, onu sana bağışladık” diye vekâlet verirlerse, bu parayı kendi adına bir bağış olarak kabul edip alabilir.

Naib hacdan sonrasında Mekke’de kalabilir ve ikinci yılda kendi parası ile kendi adına hac edebilir. Fakat hacdan sonrasında dönmek daha faziletlidir.

Naibe harcama olarak verilen para Mekke’de yada buna yakın bir yerde kaybolsa yada tamamen tükense de naib kendi malından harcamada bulunsa, adına hac yapmış olduğu ölünün malına (terekesine) dönerek kendi harcamış olduğu parayı alabilir; yeter ki kendi kusur yada kasdı bulunmuş olmasın.

Hac ile yükümlü olan kimse, derhal yükümlü olduğu yıl hac için yola çıkar da, daha hac etmeden vefat ederse, hac için vasiyet etmesi gerekmez. Niyetine bakılırsa sevabını alır. Fakat haccını geciktirmiş olursa, vasiyet etmesi gerekir, etmezse günahkâr olur.

Bir kimse malının üçtü biri olarak hac için vasiyet etmiş olduğu mal, birkaç haccı karşılayacak olursa, bakılır: Eğer bir kere hac edilmesini vasiyet etmişse, bir kere hac ettirilir ve artan mal varislerine verilir. Fakat bu şekilde yalnız bir hac edilmesini açıkça söylememiş ise, bu paranın mikdarına bakılırsa bir senede yada birkaç senede birkaç hac yaptırılır. Burada vasî serbestir. Fakat yakarma mevzusunda erken davranılması istendiğinden bunların bir yıl içinde yaptırılması daha iyidir.

Bir ölünün varisi, ölünün vasiyeti bulunsun yada bulunmasın, terekesine başvurmak suretiyle kendi parası ile o ölü namına hac etse, bakılır: Eğer ölü, onun bu şekilde hac etmesini vasiyet etmiş ise, bu hac o ölü adına caiz olur. Fakat bu şekilde bir vasiyet yapmamışsa caiz olmaz, varis bu parayı terekeden alamaz, kendi bağışı olur.

Ölünün vasiyeti bulunsun yada bulunmasın, onun varisi terekesine başvurmaksızın kendi parası ile ölü adına hac etse, bu ölü üstüne farz olan hac yerine geçmez. Fakat bazı alimlere bakılırsa, onun farz haccı yerine geçer.

Bir ölü, kendi adına hac edilmesi için belli bir kimsenin gönderilmesini vasiyet etmemiş ise, ona vasî olan zat başkasını göndermeyip kendisi naib olarak hac edebilir.

Bir kimse, varislerinden birine terekesinden şu kadar harcamayla namına karşılık olarak hac etmesini vasiyet etse, o kimse öldükten sonrasında bu varis öteki varislerin iznini almadıkça hac edemez. Vasiyet edilen mal, mirasa dahil olur.

Bir ölü adına belli bir senede hac etmek suretiyle, ölünün varisi tarafınca belirleme edilen şahıs yol harcamasını almış olduğu halde, o yıl hac etmeyip de ertesi yıl hac edecek olsa, ölü adına caiz olur, harcaması geri ödemez.

Bir ölü adına vasisi tarafınca naib belirleme edilen şahıs, yolda hastalanıp almış olduğu hac parasını tamamen harcamış olsa, geri dönmesi için vasiden para isteğinde bulunmaz. Fakat vasî tarafınca naibe: “Eğer paran yetmezse borç al, ben öderim,” denilmiş ise, bu geçerli olur.

Bir ölü hayatta iken on altın bir zata, on altın fakirlere ve on altın da haccı için şeklinde vasiyet etmiş olmasına rağmen terekesinin üçte biri yirmi altın tutarında olsa, bu üçte bir olan yirmi altın o üç yere eşit olarak bölünür. Sonrasında fakirlere düşen mikdar hacca düşen mikdara ilâve edilir. Hac yaptırıldıktan sonrasında bir şey artarsa, o fakirlere verilir. Şundan dolayı farz olanın ilkin yerine getirilmesi daha iyidir.

Bir kimse: “Adağım olsun, ALLAH rızası için hac edeyim yada falan işim görülürse adağım olsun, hac edeyim” şeklinde mutlak (şartsız) yada muallâk (şarta bağlı) adak yapmış olsa, birinci şekilde mutlak olarak ve ikinci şekilde işi görülünce hac etmesi gerekir. Şundan dolayı bu şeklinde adaklar, vücub sebeplerindendir.

İmam Azam’dan sağlam rivayete bakılırsa, yalnız yemin keffareti ile bu adağın sorumluluğundan çıkılamaz.

(İmam Malik’e bakılırsa de, hac etmeyi adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi gerekir. İmam Şafiî’den bir rivayete bakılırsa, hac etmeyi adayan kimse serbesttir; dilerse adağına bağlanarak hac eder, dilerse yemin keffareti verir, öteki bir rivayete bakılırsa de, yalnız yemin keffareti gerekir.

Bir ölü, hayatında malının üçte birini zekâtına, adağına, haccına ve öteki bölgelere harcanmak suretiyle vasiyet etse ve bu mal da bunların hepsini yerine getirmeye kâfi gelmese, bakılır: Eğer bunlar zekât ve farz hac şeklinde farz ibadetlerden ise, ilkin söylemiş olduğu farz yakarma yerine getirilir. Fakat biri farz, diğeri adak yada nafile ise, farz tercih edilir ve o yerine getirilir. Biri adak, diğeri nafile ise, adak tercih edilir. İster adağı farzdan ilkin ve nafileyi de adaktan ilkin söylemiş olsun…

“ALLAH için adağım olsun. Beytullah’a yada Kabe’ye yada Mekke’ye gideyim” diye adak yapıldığı takdirde hac yada umre gerekir. Adağı meydana getiren bunlardan dilediğini seçebilir.

“ALLAH için Harem’e yada Mescid-i Haram’a yada Medine Mescidine yada Mescid-i Aksa’ya gideyim” diye adak yapılması, İmam Azam’a bakılırsa geçerli değildir. Şundan dolayı örfde bu şekilde bir ibadeti benimseme yoktur. Fakat; “Harem’e yada Mescid-i Haram’a gideyim” şeklindeki bir adak, iki İmama bakılırsa geçerlidir. Hac ile umreden birini seçmek gerekir.

Piyade olarak hac etmeyi adayan kimse, sahih olan görüşe bakılırsa, evinden ve öteki bir görüşe bakılırsa, ihrama gireceği yerden itibaren piyade olarak gidip hac eder. Ziyaret tavafını yapmadan ilkin vasıtaya binse, kurban kesmesi gerekir.

Bir adak olmaksızın hac yolunda canını korumak ve usanmadan sakınmak için binitli olmak piyade olmaktan daha faziletlidir.

Bununla birlikte yürümeye gücü yeten kimse için, piyade olarak gidip hac etmenin daha faziletli bulunduğunu söyleyenler de vardır.

Bu habere de bakabilirisiniz

Ankara İftar Saatleri (Ramazan İmsakiyesi 2018)

Ankara İftar Saatleri (Ramazan İmsakiyesi 2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CLOSE
CLOSE