Ana Sayfa / Dini Bilgiler / Hutbe duaları Arapça Türkçe metni açıklamalı

Hutbe duaları Arapça Türkçe metni açıklamalı

Hutbe duaları Arapça Türkçe metni açıklamalı

Hutbe nedir ve cuma hutbesinde okunan dualar (cuma hutbesi duaları) hangileridir?

İşte hutbe anlamı, rüknü, şartları, sünnetleri ile Cuma hutbesi duaları Türkçe Arapça metni ve anlamları.

Hutbe, konuşma, cemaate konuşma yapmak, Allah’a hamd, Rasûlüne salat ve selam getirmek ve müminlere duadan ibaret olan bir zikirdir.

Hutbe farzdır ve Cuma ve bayram namazlarının yerine getirilme şartlarından birisidir.

Camide hutbenin okunduğu yere “minber” denir.

Hutbe okumak için minbere çıkış ve inişlerde, konuşma öncesi ve sonrasında okunacak dualar vardır.

HUTBE DUALARI ARAPÇA TÜRKÇE

Hatip minbere çıkmadan basamakların önünde durarak ellerini açar ve şu duayı okur:

اَللّٰهُمَّ افْتَحْ عَلَيْنَا اَبْوَابَ رَحْمَتِكَ وَ يَسِّرْ عَلَيْنَا خَزَائِنَ فَضْلِكَ وَ كَرَمِكَ يَا اَكْرَمَ الْاَكْرَمِينَ وَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ

“Ey cömertlerin en cömerdi ve ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ım! Bize rahmet kapılarını aç; iyilik ve kereminin hazinelerine ulaşmamızı bize kolaylaştır.”

Dua bitince ellerini yüzüne sürer ve sağ ayağı ile ilk basamağa adımını atar, sol ayağını onun yanına almak suretiyle bu şekilde üçüncü basamağa kadar çıkar.

Üçüncü basamakta durarak şu duayı okur:

رَبِّ اشْرَحْ لىِ صَدْرِى وَيَسِّرْ لىِ اَمْرِى وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانىِ يَفْقَهُوا قَوْلىِ رَبِّ قَدْ اَتَيْتَنِى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِى مِنْ تَأْو۪يلِ اْلأَحَاديِثِ رَبِّ زِدْنىِ عِلْمًا وَفَهْمًا وَأَلْحِقْنىِ بِالصَّالِح۪ينَ

“Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.

Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin.

Rabbim! İlmimi ve anlayışımı artır ve beni sâlihlerden eyle.”

Dua bitince ellerini yüzüne sürer ve aynı şekilde yedinci basamağa çıkar.

Yedinci basamakta da ellerini açarak şu duayı okur:

اَللّٰهُمَّ هٰذَا الشَّأْنُ لَيْسَ بِشَأْنىِ وَهٰذَا الْمَكَانُ لَيْسَ بِمَكَانِى

اَللّٰهُمَّ يَسِّرْ اَمْرِى وَتَقَبَّلْهُ مِنِّى وَسَلاَمٌ عَلٰى جَمِيعِ اْلاَنْبِيَاءِ وَاْلمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ

“Allah’ım! Bu şerefi ben elde etmedim, sen verdin; bu makamı ben kazanmadım, sen verdin.

Allah’ım! İşimi kolaylaştır ve yaptığım işi kabul eyle! Bütün nebî ve resûllere selâm olsun.

Bütün kâinatın sahibi Allah’a hamd olsun.”

Dua bitince cemaate döner, oturur ve okunacak olan iç ezanı dinler.

Ezan bittikten sonra hatip ayağa kalkarak hutbenin birinci bölümünün Arapça kısmını oluşturan şu metni okur:

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَ اَصْحَابِه۪ أَجْمَعِينَ نَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَر۪يكَ لَهُ وَنَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللّٰهِ اِتَّقُوا اللّٰهَ وَأَطِيعُوهُ إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى ف۪ي كِتَابِهِ الْكَر۪يمِ

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Ey Allah’ın kulları! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na itaat edin.

Şüphesiz Allah, muttakilerle beraberdir, işleri ve görevleri en güzel biçimde yapanlarla beraberdir. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim Allah’ın adı ile.”

(konu ile ilgili ayet okunur. Örneğin)

konuyla ilgili ayet

وَ قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلّٰى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ

“Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.)’e, ehli ve ashabının hepsine olsun.

Biz tanıklık ederiz ki bir tek Allah’tan başka ilâh yoktur, O’nun ortağı yoktur.

Yine tanıklık ederiz ki Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.

(konu ile ilgili hadis okunur. Örneğin)

konuyla ilgili hadis

Hutbenin Türkçe metni okunur. (örneğin)

Aziz Müminler!
Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz, şöyle buyuruyor: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar imar edebilir.” 1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Yeryüzü, bana mescid kılındı; temiz kılındı.” 2

Kardeşlerim!
Geliniz! Bugünkü hutbemizde hep birlikte önce hicreti hatırlayalım.

Allah Resulü’nün Mekke’den Medine’ye hicretini, Yesrib’in Medine’ye dönüşmesini hatırlayalım.

İslam davasının büyük miladı olan hicreti yâd edelim. Hz. Ömer’in, hicreti İslam takviminin başlangıcı olarak kabul edişini hatırlayalım.

Ve bugün asıl hicretin, Allah ve Resûlü’nün yasakladığı kötülüklerden hicret olduğunu hatırlayalım.

Bu vesileyle Pazar günü gireceğimiz yeni hicri yılımızın hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

Hutbe’nin Türkçe metni bittikten sonra;

قَالَ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ اَلتَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لاَ ذَنْبَ لَهُ أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ اْلعَظِيمَ وَأَتوُبُ إِلَيْهِ وَأَسْأَلُ اللّٰهَ ل۪ي وَلَكُمُ التَّوْفِيقَ

“Peygamber (s.a.s.); “Günahına tövbe eden, hiç günah işlemeyen kimse gibidir’ buyurmuştur.

Yüce Allah’tan bağışlanmamı diler, O’na tövbe ederim.

Kendim ve sizin için başarı dilerim” şeklinde dua okur.

Sonra imam oturarak sessizce şu duayı okur:

بَارَكَ اللّٰهُ لَنَا وَلَكُمْ وَلِسَائِرِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَاْلمُسْلِمَاتِ اَلْاَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَاْلأَمْوَاتِ إِنَّكَ سَمِيعٌ قَرِيبٌ مُجِيبُ الدَّعَوَاتِ

“Allah’ım! Bize, ölü ve diri, kadın ve erkek bütün mü’min ve Müslümanlara bereketini artır. Zira Sen duaları işitir ve kabul edersin.”

Sonra imam ayağa kalkar ve ikinci hutbeye başlar.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ حَمْدَ اْلكَامِلِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَاَصْحَابِه۪ أَجْمَعِينَ * فَقَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى إِنَّ اللّٰهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلٰى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ اۤمَنوُا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّموُا تَسْليِمًا اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اۤلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰى إِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اۤلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ * وَبَارِكْ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اۤلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلٰى إِبْرَاهِيمَ وَعَلٰى اۤلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

اَللَّهُمَّ وَارْضَ عَنِ اْلاَرْبَعَةِ الْخُلَفَاءِ* سَيِّدِنَا اَبِى بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ وَعَلِىٍّ ذَوِى الصِّدْقِ وَالْوَفَاءِ وَبَقِيَّةِ الْعَشَرَةِ

الْمُبَشَّرَةِ وَآلِ بَيْتِ الْمُصْطَفَى وَعَنِ اْلاَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالتَّابِعِينَ اِلَى يَوْمِ الْجَزَاءِ*

اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ اْلاَحْيَاءِ مِنْهُمْ وَاْلاَمْوَاتِ

بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ*

اَللَّهُمَّ انْصُرِ الْإِسْلاَمَ وَ الْمُسْلِمِينَ* اَللَّهُمَّ اَيِّدْ كَلِمَةَ الْحَقِّ وَالدِّينِ*

“Kâmil manada Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e, bütün aile fertlerinin ve ashabının üzerine olsun.

Yüce Allah; “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar.

Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin’ buyurmuştur.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ev halkına rahmet eyle; şerefini yücelt, İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine rahmet ettiğin gibi.

Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine hayır ve bereket ver, İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine verdiğin gibi.

Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.”

Türkçe olarak da şu dua okunur:

“Allah’ım! İslâm’a ve müslümanlara yardım et! Devletimizi, ülkemizi ve milletimizi her türlü tehlikelerden koru!

Bize dünya ve ahirette iyilikler ve güzellikler ihsan eyle!

Bizi, ana-babamızı ve bütün mü’minleri bağışla!

Şüphesiz sen dualarımızı işitir ve kabul edersin!”

Daha sonra;

عِبَادَ اللّٰهِ اِتَّقُوا اللّٰهَ وَأَطِيعُوهُ

“Ey Allah’ın kulları! Allah’a karşı gelmekten sakının ve O’na itaat edin” denir ve Nahl sûresinin 90. ayeti ve meali okunur:

أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَا۪يتَآئِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَآءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.

Şüphesiz Allah; adaleti, yararlı amelleri en güzel bir şekilde yapmayı ve akrabalara yardım etmeyi emrediyor; her türlü edepsizlik ve çirkinliği, haram ve kötülüğü, azgınlık ve zulmü yasaklıyor.

O, düşünüp tutasınız diye size böyle öğüt veriyor.”

İmam, hutbeyi bu şekilde tamamladıktan sonra minberden iner, namaz kıldırmak üzere mihraba geçer.

HUTBE HAKKINDA BİLGİ

Cuma ile ilgili, ‘Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağırıldığınız zaman hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın‘ (Cuma, 62/9). Âyette sözü edilen zikr bilginlere göre hutbedir veya hutbe ile birlikte namazdır.

Buna göre hutbe de Cuma namazı gibi farzdır ve hutbe okunmayan Cuma namazı eda edilmiş sayılmaz (Molla Hüsrev, Dürerü’l Hukkâm, İstanbul 1307, 1, 138).

Ayrıca ümmetin bu konuda icma’ı da bulunmaktadır. Çünkü Hz. Peygamberden günümüze kadar, cuma namazları hutbeli olarak kılma gelmiştir.

Hutbe’nin Cuma günü ve namazı için son derece ayrıcalıklı ve önemli bir yeri vardır.

Hatta Hazreti Âîşe’den Cuma namazının sırf hutbeden dolayı iki rekat olduğu rivayet edilmiştir.

Hutbe’nin bir takım şartları ve edebleri bulunmaktadır.

Bunlar sünnete göre belirlendiği için önce Hz. Peygamber (s.a.s)’in hutbede izlediği yolu ve bazı hutbelerini bilmekte yarar vardır.

İlgili rivayetlere göre Hz. Peygamber hutbeye çıktığında çok defa heyecanlanır gözleri kızarır, sesi yükselir ve bir orduyu uyarırmışçasına sert bir edâ ile kıyametin yakınlığından ve mutlaka kopacağından söz ederdi.

‘Emmâ ba’dü’ dedikten sonra ‘sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır, yolun en hayırlısı Muhammed’in yolu dur, işlerin en fenası uydurulup dine katılanlardır ve her bid’at sapıklıktır’ derdi.

Yine, ‘Ben her mü’mine kendisinden daha yakınımdır.

Kim vefat eder de geride borç ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bırakırsa bu bana aittir, benim borcumdur’ buyururdu.

Hutbesine Allah’a hamd, sena ve şehadetle başlar ve yukarıdakilere benzer sözler söylerdi.

Hutbeyi kısa okur, namazı uzatır, Allah’ı çok anar ve sözcükleri az, anlamı derin ifadeler seçmeye özen gösterirdi.

‘Kişinin hutbesinin kısa, namazının uzun olması, dinî anlayışının bir işaretidir’ buyururdu.

Hutbede Ashabına İslâm’ın esaslarını öğretir, gerektiğinde onlara bazı şeyler emreder, bazı şeyleri de yapmamalarını söylerdi.

Nitekim hutbe okurken camiye giren adama iki rekat namaz kılmasını emretmiş, halkın omuzlarına basarak ilerleyen birisine de ‘böyle yapma, otur’ demiştir.

Bir soru sorulduğunda veya başka bir nedenle konuşmasını keser, soruya cevap verir, sözlerine sonra devam ederdi. Gerekirse minberden iner, sonra tekrar çıkar ve hutbesini tamamlardı.

Nitekim Hz. Hasan ve Hüseyin için hutbeyi bölmüş, minberden inmiş, onları alıp tekrar minbere çıkmış ve konuşmasına dönmüştür.

Cemaat içinde ihtiyaç sahibi birisini gördüğü zaman halkı onun yardımına çağırır, yardımlaşmaya teşvik eder, Allah’ı andıkça şehâdet parmağı ile işaret eder, ellerini kaldırıp yağmur duası yapardı.

Cuma günü, gerekiyorsa biraz bekler, cemaat toplanınca mescide girer, cemaata selam vererek minbere çıkar, minbere çıkınca yüzünü kıbleye çevirerek dua etmez, yüzünü halka çevirerek otururdu. Hazreti Bilal ezan okuyunca da kalkıp hutbesine başlardı.

Müctehid ve bilginler gerek Cuma hakkındaki hadisleri, gerek Rasûl aleyhisselamı uygulamasını göz önüne alarak hutbenin esasını teşkil eden rükünler ile sahih bir hutbede uyulması gereken şartları ve hutbenin adabını tesbit etmişlerdir.

Hutbenin rüknü:
Hutbenin rüknü Cenab-ı Hakk’ı zikirden ibarettir. Hutbe iki bölümden oluşur: Birinci hutbe müslümanlara vaz ve nasihat ikinci hutbe müslümanlara duadır.

Her birinde Allah’a hamd ve sena Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Peygamberliğine şehadet ve Peygambere salavât vardır.

Hanefi fakihleri ‘Allah’ın zikrine koşunuz’ (el-Cuma’a, 69/2) âyetindeki hükmün mutlak olduğunu ve namazı da hutbeyi de kapsamına aldığını söylerler.

Hutbenin şartları:
Vakit içinde olmak, Namazdan önce, Hutbe niyetiyle Cemaat huzûrunda okunmak (yani hutbe okunurken üzerine cuma farz olanlardan bir kişi bile olsun, cemaatın olması gerekir).

Hutbe ile namaz arası başka bir şey ile kesilmemeli (Molla Hüsrev Düreru’l-Hukkâm, İstanbul 1307, 1, 138; İbn Abidin, Reddül-Muhtar, Terc A. Davutoğlu, İst, 1983111, 304 vd.).

Hutbenin sünnetleri:
Hatip, hutbeye başlamadan önce minber tarafında bulunmak. Minbere çıktığında cemaate dönüp oturmak ve okunacak ezanı dinlemek. Hatibin huzurunda ezan okumak.

Ezandan sonra, hatip cemâat karşısında her iki hutbeyi ayakta okumak.

Birinci hutbeye Allah’a hamd-ü senâ, ‘El-Hamdü li’llâh.’ ile başlamak

Şehadeteyni ‘Eşhedü en lâ ilahe… ve eşhedü enne Muhammedun…’ okumak ve Peygambere salavat getirmek.

Müslümanlara dünya ve ahiretlerine yarayacak, onları dünya ve ahirette saâdete kavuşturacak vaaz ve nasihatlarda bulunmak. Kâfirlerin zulmünden kurtarması için dua etmek.

Eûzü-Besmele ile bir âyet okumak. Hutbeyi ikiye ayırmak ve iki hutbe arasında az bir miktar oturmak.

İkinci hutbede de, evvelki hutbe gibi, hamdele, salvele ile başlamak.

İkinci hutbede Müslümanlara mağfiretle afiyet ve cihad’ta başarılı olmaları için de dua etmek.

Her iki hutbeyi kısa okumak. İkinci hutbede sesi kısmak.

Hutbeyi, cemaâtin işitebileceği bir sesle okumak.

Hutbe okunurken cemâat başka bir şeyle meşgul olmayıp yalnız hutbeyi dinleyecektir.

Hutbe anında söz söylemek veya söyleyene sus demek, ve yahut namaz kılmak tahrimen mekruhtur.

Hutbede hazır bulunanların iki tarafa bakmaları da mekruhtur (el-Fetâvâ’l Hindiyye, Beyrut, 1400,1,146, 147).

Her ne suretle olursa olsun Cuma’ya gidemeyen kimselerin o gün şehir dahilinde ve cemaâtle namaz kılmaları tenzîhen mekrûhtur.

Fakat Cuma namazı kılınmayan köylerde ve bâdiyelerde bulunanların Cuma günü öğle namazını cemâatle kılmaları kerâhetsi} olarak câizdir.

Özrü olanların Cuma günü öğle namazını Cuma namazı kılındıktan sonraya bırakmaları sünnettir.

Cuma namazı kılınmadan kılarlarsa tenzihen mekrûhtur.

İmama teşehhütte ve yahut sehiv secdesinde yetişebilmiş olanlar, imam selam verdikten sonra Cuma’yı tamamlarlar.

Cuma namazının herhangi bir anında secdesinin teşehhudünde bile olsull, imama yetişebilenler, Cuma namazına yetişmiş sayılırlar. Birinci ezanı işitenlerin alış verişi bırakıp Cuma’ya koşmaları vâcibdir.

Cuma günü, Müslümanlar için bir bayramdır. Onun için Perşembe akşamından itibaren Cuma hazırlığı yapmak, çoluğunu, çocuğunu yıkayıp temizlemek, tırnaklarını kesmek, Cuma için yıkanmak İslâm âdâb ve ahlakındadır.

Câmiye giderken temiz elbiselerini giymek, güzel kokular sürünmek de böyledir. Bunlara çok dikkat etmek lâzımdır.

Hz. Peygamber (s.a.s) bunlara çok önem vermiştir. Her Cumâ günü Cumâ için gusletmenin fazîleti hakkında Peygamberimizin emir ve tavsiyeleri pek çoktur.

Bu habere de bakabilirisiniz

Şirk Nedir, Allah’a Şirk Koşmak, Şirke Düşmek Nasıl Olur

“Şirk terkedilmezse, affedilmeyecek tek günahtır. Şirke giren, koyu bir sapıklığa düşer.”( Nisa, 116.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir