Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu benzer biçimde Peygamber Efendimiz’in hadislerinde de geçmiş ümmetlerle ilgili bilgiler vardır. Aşağıdaki hadîs-i şerif, İsrâiloğullarıyla ilgili bilgiler sunan ve metinde geçmiş olduğu suretiyle, Kur’an’ın mevzuyla alâkalı âyetlerine açıklamalar getiren bir rivayettir.

İbni Mes’ûd  radıyallahu anh’den rivayet edildiğine gore, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şu şekilde buyurdu:

“İsrailoğulları içinde dinden sapma, ilk kere şu şekilde başladı:

Bir adam bir başka adama rastlar ve:

Bana baksana! ALLAH’dan kork ve yapmakta olduğun şeyi terket. Bundan dolayı bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün, aynı işi yaparken o insanla yine karşılaşır ve kendisini yapmış olduğu fena işten nehyetmediği benzer biçimde, onunla yiyip içmekten ve beraber olmaktan da çekinmezdi. Onlar bu şekilde yapınca ALLAH Teâlâ kalblerini birbirine benzetti. Sonrasında Resûl-i Ekrem şu âyeti okudu:

“İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud’un ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, baş kaldırmaları ve aşırı gitmeleriydi. Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara engel olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne fena idi! Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlara âhiret yaşamı için hazırladığı şeyler ne kötüdür! ALLAH onlara gazab etmiştir, onlar azab içinde temelli kalacaklardır. Eğer ALLAH’a Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların bir çok yoldan çıkmış kimselerdir” [Mâide sûresi (5), 77-81].

Hz. Peygamber bu âyetleri okuduktan sonrasında şu şekilde buyurdu:

Hayır, ALLAH’a vallahi billahi ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne engel olur, onu hakka döndürür ve hak üstünde tutarsınız; ya da ALLAH Teâlâ kalblerinizi birbirine benzetir, sonrasında da İsrâiloğullarına lânet etmiş olduğu benzer biçimde size de lânet eder.” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Tefsîru sûre (5), 6, 7)

İSRAİLOĞULLARINA ALLAHÜTELA LANET ETTİ

Yukarıdaki çeviri Ebû Dâvûd’un metnine aittir. Tirmizî’nin metninin tercümesi ise şöyledir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şu şekilde buyurdu:

“İsrâiloğulları günahlara daldıklarında, âlimleri onları nehyettiyse de onlar işledikleri günahları terketmediler. Bu kere âlimleri de onlarla beraber oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üstüne ALLAH Teâlâ da onların kalblerini birbirine benzetti. Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle onlara lânet etti. Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyle idi.”

’IN RAHMETİNDEN MAHRUM BIRAKILDILAR

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yaslandığı yerden doğrulup oturarak:

“Hayır! Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan ALLAH’a vallahi billahi ki, onları hakka boyun eğdirinceye kadar bu bu şekilde devam edecektir” buyurdular.

Bu rivayet, toplumun iyi mi bozulmaya başladığını, niçin lânetlendiğini, şu demek oluyor ki ALLAH’ın rahmetinden yoksun bırakıldığını ve âkibetlerinin ne işe yaradığını gözler önüne sermektedir. Eğer halkta süregelen bozulmaya âlimler ve yöneticiler engel olmaz, ma’rûfu komut ve münkerden nehiy vazifesini yerine getirmezlerse, bunun aksine kötülüklere göz yumar, kötülerle birlikte düşer kalkarlarsa, onlarla yiyip içerlerse, ALLAH da onların kalblerini birbirlerine benzetir; günah işlemeyenlerin kalblerini, günah işleyenlerin kötülükleri yüzünden karartır. Bundan dolayı onlar, günah işleyenleri günahlarından vazgeçirmemiş, aksine hoş görmüşlerdir. Böylece hepsinin kalbleri katılaşmış, hakkı ve hayrı kabulden uzaklaşmış, isyanları sebebiyle rahmetten de yoksun bırakılmışlardır.

Hz. Peygamber Kur’an âyetlerini de okuduktan sonrasında bizlerden şunları istiyor:

  • İyiliği emredip kötülükten nehyetmek,
  • Zâlimin elinden tutup zulmüne engel olmak,
  • Zâlimi hakka döndürmek,
  • Zâlimi hak üstünde tutmak.

Şâyet bunlar yapılmazsa, ALLAH bizim kalblerimizi de birbirine benzetir. Sonrasında da İsrâiloğullarının lânetlendiği benzer biçimde lânete hak kazanırız.

HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

1. Açıktan işlenen günah ve kötülüklere engel olmak, yöneticilerin ve âlimlerin görevidir.

2. Yöneticiler ve âlimler kötülüğe göz yumar ve onu kendileri de işlerse, toplumun çürümeye ve çöküntüye gidişi hızlanır.

3. Kötülüğe ses çıkarmamak, kötülüğü teşvik ve yayılmasına vesile olmaktır.

4. Kötülükleri ortadan kaldırmak bir tek sözle yada kalben buğz etmekle mümkün olmaz. Elle de müdahale şarttır, zulmü kesinlikle önlemek gerekir. Bu yapıyı teşekkül ettirmek, müslümanlar için bir vecibedir.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Hadis-i Şerif Tercümesi, Erkam Yayınları