Ana Sayfa / Dini Bilgiler / İstanbul imsakiye 2018 (İstanbul iftar, imsak ve sahur vakitleri)

İstanbul imsakiye 2018 (İstanbul iftar, imsak ve sahur vakitleri)

dini bilgiler

 

Onbir ayın sultanı Kutsal Ramazan Ayı geldi. Diyanet İşleri başkanlığı’da İslam alemi için mühim aylardan olan Ramazan Ayı’nın gelmesiyle beraber 2018 il il ramazan imsakiyeleri yayımladı. Bizde İstanbul ramazan imsakiyesi 2018, iftar, imsak ve sahur vakitleri bu sayfada derledik. İşte İstanbul imsakiye 2018, iftar duası, ramazan ayı ve oruç hakkında bilgiler.

İslam alemi için benzeri olmayan anlam ve öneme haiz kutsal üç aylardan 2018 Ramazan ayı 16 Mayıs Çarşamba günü tutulacak oruç ile başlamış olacak ve 14 Haziran Perşembe günü tutulan oruç ile 2018 Ramazan Ayı sona erecek. 15 Haziran 2018 Cuma günü ise Ramazan Bayramı’nı algı edeceğiz.

Tüm İslam Aleminin Kutsal Ramazan Ayını Kutlar Sıhhat, Rahatlık ve Mutluluklar Diliyoruz.

                          2018 İSTANBUL RAMAZAN İMSAKİYESİ

2018 İstanbul Ramazan Bayram Namazı: 15 Haziran Cuma Günü Saat: 06:17

Not : 26 RAMAZAN’I 27 RAMAZAN’A bağlayan gece Kadir Gecesi olarak algı edilecektir. Bu yıl Kadir Gecesi, 10 Haziran Pazar akşamını 11 Haziran Pazartesi gününe bağlayan geceye denk gelmektedir.

İstanbul 2018 Ramazan İmsakiyesi tablosunda yer edinen tüm veriler Diyanet İşleri Başkanlığının Resmi web sitesinden alınmıştır.

RAMAZAN AYI

Ramazan yada Ramazan ayı Hicri takvime bakılırsa senenin dokuzuncu ayıdır. İslamiyet’te Ramazan, oruç tutma ayıdır ve mukaddes kabul edilir. Ramazan Bayramı, İslam aleminde, oruç tutma ayı olan Ramazan’ın arkasından üç gün süresince kutlanan dinî bir bayramdır. Hicri takvime bakılırsa onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır. Bayramdan bundan önceki gün, Ramazan ayının son günü olan arifedir.

Hicri takvim bir ay takvimi olduğundan seneler güneş temelli miladi takvimden 11-12 gün kısadır. Bu yüzden Ramazan Bayramı her yıl bundan önceki seneden 11-12 gün daha erken kutlanır. Ortalama olarak her 33 senede bir Ramazan Bayramı aynı günlere karşılık gelir.

Peygamber Efendimizin dilinden Ramazan ayı

Ramazan ayının önemini ve hayata getirmiş olduğu bereketi Sevgili Peygamberimiz Şaban ayının son gününde ashabına yapmış olduğu bir konuşmada şu şekilde dile getirmiştir:

Ey insanoğlu! Büyük ve kutsal bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi. Bu o şekilde bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır.

ALLAH o kutsal ayın gündüzlerin de orucu farz, gecelerinde nafile namazları meşru kıldı. Bu ayda ufak büyük bir hayır meydana getiren insan, başka aylarda bir farz eda etmiş benzer biçimde sevap alır.

Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farzı yerine getirmek yerine geçer.

Bu ay ALLAH için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin zorluklarına sabretme ve dayanma ayıdır. Sabrın karşılığı da sadece Cennettir.

Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ay müzminlerin rızkının arttırıldığı aydır.

Bu ayda her kim oruçlu bir mü’mine iftar yemeği verirse iftar edecek bir şey verirse, yapmış olduğu bu iş günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksiltilmeden iftar yemeği verene de oruç tutan kadar sevap yazılır.

— Ey ALLAH’ın Rasülü, çoğumuz iftar yemeği verecek güç ve zenginlikte değiliz, dedi bazı sahabîler. Bunun üstüne Peygamberimiz şu şekilde buyurdu:

— “ALLAH bu sevabı, bir hurma, bir yudum su ve bir miktar süt ile iftar yaptıranlara da verecektir.”

Ondan sonra Peygamberimiz konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

Ramazan ayının başlangıcı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluştur. Bu ay her kim kapısında çalıştırdıklarına kolaylık sağlarsa, ALLAH da onu bağışlar, cehennemden çıkarır.

Öyleyse bu ayda dört şeyi bol miktarda yapın:

1- Kelime-i şehadeti çokça açıklayın.

2- Kucak kucak tevbe ve istiğfar edin.

3- ALLAH’tan cenneti isteyin.

4- Cehennemden ALLAH’a sığının.

Kim oruçlu bir insana su verirse ALLAH ona benim havuzumdan o şekilde bir su içirecektir ki o cennete gidinceye kadar asla tekrar susuzluk duymayacaktır.

Peygamberimizin şu hadisi de bu manayı destek sunar mahiyettedir. Buyurmuşlar ki: “Hangi mü’min bir başka mü’minin susuzluğunu giderirse, ALLAH ona kıyamet gününde ağzı mühürlü şu demek oluyor ki el değmemiş nefis içeceklerden ikram eder. Hangi mü’min bir aç mü’mini doyurursa, ALLAH onu aden yiyecekleri ve meyveleriyle doyurur. Hangi mü’min muhtaç bir mü’mini giyindirirse, ALLAH ona cennetin yeşil libaslarını giyindirir.

“İşte bolluk ayı olan Ramazan geldi. Artık ALLAH’ın rahmeti sizi kuşatır. O ayda yeryüzüne kucak kucak rahmet iner. Günahlar affedilir, dualar kabul olunur. ALLAH sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyleyse kulluğunuzla kendinizi ALLAH’a sevdirin. Aslolan şakî (nasipsiz şahıs), bu ayda ALLAH’ın rahmetinden nasibini alamayan kimsedir.”

Ramazan’ın ilk gecesini de Peygamberimiz şu şekilde dile getirir: “Ramazan ayının ilk gecesi olunca ALLAH yarattığı varlıklara rahmetiyle bakar. Hangi kula ALLAH rahmetiyle bakarsa, ona ebedî olarak azap etmez.

Ramazan’ın her gününde cehenneme gitmeyi hak eden çokça insanı ALLAH cehennemden kurtarmış olur. Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi olunca melekler dalgalanır ve Cebbar olan ALLAH Teâlâ hiçbir kimsenin vasf edemeyeceği şekilde nuru ile tecellî eder ve ertesi gün bayram meydana getirecek olan meleklere şu şekilde seslenir:

Ey melekler topluluğu! İşini tam meydana getiren işçinin tutarı nedir? Melekler:

– Tutarı tam verilir, derler. Bunun üstüne ALLAH’u Teala,

– Sizi tanık tutuyorum ki, onların (Ramazanı hakkıyla değerlendirenlerin) hepsini bağışladım, buyurur.

“Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Aden kapıları sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz. Her Müslğman’ın kalbinde hissettiği bir ses yükselir:

– Ey iyiliklere istekli olanlar, hayra yönelin! Ey kötülüğe arzu duyanlar, kendinizi tutun!

ALLAH’ın bu gece cehennemden kurtardığı pek fazlaca kimseler olacaktır. Bu hal Ramazan’ın tüm gecelerinde tekrarlanır.

Şu halde Ramazan ayında:

1- Oruç farz kılınmıştır.

2- Kur’an o ayda inmeye adım atmıştır.

3- Semanın ve cennetin kapıları açılmaktadır.

4- Cehennemin kapıları kapanmaktadır.

5- Şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurulmaktadır.

6- Bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi vardır.

7- ALLAH, samimiyetle kendisine yönelen kulları bağışlamaktadır.

8- Ramazan ayında nafile ibadetlere farz, farz ibadetlere de 70 farz sevabı verilmektedir.

ORUÇ

Oruç; niyet ederek tan yerinin ağarmaya  başlamasından itibaren, akşam güneş batıncaya kadar yememek, içmemek ve karı/koca ilişkisinde bulunmamaktır.

Orucun Arap dilindeki karşılığı “savm” kelimesi olup, bu kelime “bir şeyden uzak durmak, kişinin kendini tutması ve engellemesi” manalarına gelmektedir.

İslamın beş şartından üçüncüsü Ramazan ayında oruç tutmaktır. Ramazan orucu, Hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır. Oruç için Yüce Rabbimiz şu şekilde buyurmuştur; ”Ey inanç edenler, Oruç sizden öncekilere farz kılındığı benzer biçimde, size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız.“ (Bakara 183)

Oruç, müslüman, ergin, akıllı ve sıhhatli olan her insana farzdır. ALLAH Teâlâ, orucu, hikmeti gereği en muhteşem bir halde farz kılmıştır. Bunun içindir ki oruçlu hiç kimseye, mutedil olarak orucunu tutmasını, oruçla kendisine zarar vermemesini ve oruca aykırı olan şeyleri de yiyip içmemesini emretmiştir.

Oruç hakkında bilgiler

Ramazan orucu kimlere farzdır?
Akıllı, erişkinlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslümanın Ramazan orucunu tutması farzdır.

Hangi hâllerde Ramazan Ayında oruç tutulmayabilir?
İslam dini, kişileri, güçleri nispetinde görevli tutmuş, güçlerini aşan yada sıkıntıya neden olan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir.

Aşağıdaki mazeretlere haiz kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp ondan sonra kaza etmelerine yada yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:

a) Seyahat:
Seyahat, Ramazan ayında oruç tutma¬mak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Seyahat esnasında tutulmayan oruçlar, ondan sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı benzer biçimde, ALLAH’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan yada yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca öteki günlerde meblağ. Oruca gücü yetmeyenler, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyurulmaktadır. (Bakara, 2/183-184). Geceden oruç tutmaya niyetlenip de gün- düzleyin yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta güçlük çekerse, ondan sonra kaza etmek suretiyle orucunu bozabilir. Sadece orucunu tamamlaması daha uy¬gundur. Hz. Peygamber, Mekke”nin fetih edilmesi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur. (Buharî, “Savm”, 34; Müslim, “Siyam”, 15) Bu uygulama, sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.

b) Hastalık:
Oruç tuttuğu vakit, hastalığının artmasından yada uzamasından kaygı edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorluk çeken kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonrasında bu tarz şeyleri kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen âyet buna işaret etmektedir. Uzman bir doktor tarafınca oruç tutması hâlinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.

c)Hamilelik ve çocuk emzirme:
Oruç tutmaları kendilerine yada çocuklarına zarar vermesi hâlinde, hamile hanımefendiler oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli hanımefendiler da, sütlerinin kesilmesi ve evlatlarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, “Siyam”, 50-51).

d) Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak:
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir za¬rar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler yada uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.

Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişiler oruçlu olarak çalıştıklarıtakdirde sağlıkları risk altında kalacaksa, Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.

e) Yaşlılık:
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara sûresinin 184. âyetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.

Oruç fidyesi ne anlama gelir?
Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası esnasında bazı kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dînî-malî yüküm¬lülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz mevzusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olma¬yan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve ondan sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur”an-ı Kerim”de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır.

Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bigün için doyuracak yiyecek yada bunun para olarak karşılığıdır. Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse ALLAH’tan af diler. Günler uzun olduğundan oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır.
Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği benzer biçimde, Ramazan ayı içinde günlük olarak yada Ramazan ayı başlangıcında da verilebilir.

Oruca niyet iyi mi yapılır?
Niyet, ibadetlerin kabulünün ön şartıdır. Niyetsiz meydana getirilen amel yakarma kıymeti kazanmaz. Niyetin aslolan gerçekleştiği yer kalptir. Bu da yapılacak ibadete başlama esnasında o ibadetin bilincinde olmakla gerçekleşir. Niyetin dil ile söylenmesi, kalben meydana getirilen niyetin dışa vurulmasından ibaret olup, menduptur. Buna bakılırsa her ibadette olduğu benzer biçimde oruçta da kalben niyet etmek yeterlidir.

Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle beraber adım atar. Oruç için sahura kalkılması fiili bir niyettir. Şahıs sahura kalkmamış olsa bile sabah bu şuur içinde ise niyetli sayılır.

Ramazan orucu ile günü belirlenmiş adak orucu ve nafile oruçlarda niyet etme zamanı, öğle namazına ortalama bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”tan ilkin niyet edilmesi gerekir.

Orucun zamanı hangi vakitler arasındadır?
Oruç tutma zamanı tan yerinin ağarması (fecr-i sadık) ile adım atar, güneşin batmasına kadar devam eder. Oruca başlamaya imsak, orucu açmaya ise iftar denir.

Akşamleyin yatmadan ilkin yiyecek yiyip oruç tutmaya niyet eden şahıs gece uyandığında hemen hemen imsak vakti girmeden yiyecek yiyip su içebilir mi?
“İmsak”, sabah namazının girişini ve oru¬cun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Sadece, oruca niyet zamanı ile oruca başlama zamanının çakışması koşul olmadığı için daha öncesinden de niyet edilebilir. Bu itibarla, yatmadan ilkin yiyecek yiyip oruç tutmaya niyet eden şahıs, geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yiyip içebilir.

Sahurda ezan bitene kadar yiyecek yenilebilir mi?
İmsak vakti ezan ile değil, tan yerinin ağarması ile adım atar. Bu sebeple ezan okunsun- okunmasın imsak vaktinin başlaması ile yeme içmeye son vermek gerekir. Ezanın imsak vak¬tinden ilkin okunması, ezanla beraber oruca başlamayı mecburi kılmadığı benzer biçimde, ezanın geç okunması hâlinde de imsak vaktinin girme¬sinden sonrasında yiyip içmek mübah olmaz.

Bayram günü oruç tutulabilir mi?
Ramazan bayramının birinci gününde, Kur¬ban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Bu sebeple bugünler ziyafet, yeme, içme ve luk günleridir.

Cuma günü oruç tutulabilir mi?
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Sadece bir tek Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.s.); “Kimse Cuma günü oruç tutmasın. Sadece bigün öncesinden yada sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir” buyurmuştur (Ebû Davud, “Savm”, 50). Buna bakılırsa, Cuma günü, kazaya kalan yada adak benzer biçimde vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bigün ilkin yada sonrasında da oruç tutması uygun olur.

Üç aylar diye adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) aylarının, aralıksız olarak oruçla geçirilmesinin bir sakıncası var mıdır?
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Recep ve Şaban aylarında, öteki aylara oranla daha fazlaca nafile oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almakta (Buhârî, “Savm”, 52, 53), fakat bu iki ayı aralıksız oruçlu geçirdiği bilinmemektedir. Dolayısı ile Ramazana ilaveten Recep ve Şaban aylarını da bütünü ile oruçlu geçirmek sakıncalı olmamakla birlikte sünnete uyarak bu aylarda birer gün olsun oruca ara vermek uygun olur.

Kaza oruçlarının aralıksız olarak tutulması koşul mıdır?
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de, “İçinizden hasta olan yada yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca öteki günlerde meblağ.” buyurulmaktadır. (Bakara, 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir yargı bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar, oruç tutulması mekruh olan günler haricinde, peşi peşine yada ayrı günlerde tutulabilir. Sadece bu oruçların, bir an ilkin tutulması uygun olur.

Bozulan nafile orucun kaza edilmesi gerekir mi?
Nafile oruç, Ramazan ayının haricinde tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu yüzden öteki nafile ibadetlerde olduğu benzer biçimde, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda gene kaza lüzumlu olup, kefaret gerekmez.

Şevval orucunun hükmü nedir?
Ramazan ayından sonrasında Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Kim Ramazan orucunu meblağ ve ona Şevval ayından
altı gün ilave ederse, sanki senenin bütününde oruç tutmuş benzer biçimde olur” (Müslim, “Siyam”, 24; Tirmizî, “Savm”, 53) buyurarak, Şevval ayında altı gün oruç tutmayı teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği benzer biçimde, ara verilerek de tutulabilir.

Aşûre orucunun hükmü nedir?
Muharrem ayının onuncu gününe, Aşûre günü denmektedir. Resûlûllah (s.a.s.), “Aşûre günü orucunun önceki senenin günahlarına kefaret olacağını ümit ederim” buyurarak (Tirmizî, “Savm”, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Hz. Peygamber döneminde Yahudiler, bir tek Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine yada sonuna bigün ilave edilerek tutulması uygundur.

Ramazanı karşılamak ve uğurlamak için oruç tutmanın hükmü nedir?
Ramazanı karşılamak yada uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Sadece Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği hâlde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ra¬mazandan bir yada iki gün ilkin oruç tutmak ise mekruhtur. Sadece, belirli günlerde oruç tutmayı âdet hâline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi hâlinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Ni¬tekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ramazanı bir yada iki gün ilkin oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğundan bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun” buyurmuştur (Buharî, “Savm”: 14; Müslim, “Siyam”: 21).

Mesleği gereği devamlı olarak seyahat meydana getiren şahıs oruç ibadetini iyi mi yerine getirebilir?
Mazeret devam etmiş olduğu sürece ruhsat da devam eder. Dolayısı ile seyahat ve hastalık benzer biçimde mazeretleri sebebi ile oruç tutamayan kişiler, bu mazeretleri devam etmiş olduğu sürece oruç tutmayabilirler. Devamlı mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de; “… Kim de hasta yada yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun”. buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Sürekli olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sorun çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.

Oruçlu iken boy abdesti almak / banyo yapmak orucu bozar mı?
Ağız yada burundan su yutulmadıkça yıkanmakla yada gusül abdesti almakla oruç
bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz, Peygamberimiz (s.a.s.)’in Ramazanda imsaktan sonrasında boy abdesti almış bulunduğunu haber vermişlerdir (Buhârî,” Savm”, 25).

İhtilam olmak, cünüp olarak sabahlamak oruca zarar verir mi?
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı benzer biçimde, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Sadece, mecburi bir durum olmadıkça derhal boy abdesti alınmalıdır.

Cünüp iken sahur yemeği yenebilir mi, oruca niyet edilebilir mi?
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir.
Sadece elini, ağzını yıkadıktan sonrasında, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur. (Diyanet İşleri Başkanlığı)

Uyarı: Sitemizde yer edinen ve alacak yazı, haber, yazı, video, yorum ve tüm mevzular kategoriler tıbbi bilgiler bir tek genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler vakit içinde geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer edinen bu bilgiler hiçbir süre doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan meydana getirilen herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan görevli tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum icra eden kişiler, bu ikazları kabul etmiş sayılacaktır. Dost isminde herhangi bir bireysel yada kurumsal şirket , siteler ve kişiler ile ilgili en küçük bir bağlantısı , ortaklığı ve benzeri ilişkileri yoktur.

Bu habere de bakabilirisiniz

dini bilgiler

Kıyametin Büyük Alametleri Nedir?

Kıyametin büyük alametleri nelerdir? Yüce Rabbimiz tarafından yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'de de buyurulduğu üzere kıyametin küçük ve büyük alametleri bulunmakta olup, ilk olarak küçük alametler ve sonrasında ise büyük alametler yeryüzünde zuhur edecektir. 

Bir Cevap Yazın

CLOSE
CLOSE