Ameller niyetlere nazaran kıymet kazanır. Şahıs neye niyet ettiyse onun karşılığını alır.

Niyetle ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması..

1- Hz. Ömer (r.a.) der ki: Resûlullah şu şekilde buyurdu:

“Ameller niyetlere nazaran kıymet kazanır. Şahıs neye niyet ettiyse onun karşılığını alır. Kimin niyeti ALLAH’a ve Resûlü’ne kavuşmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da ALLAH’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa yada evleneceği bir hanıma kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret etmiş olduğu şeye nazaran değerlenir.” (Müslim, İmâret, 155. Ek olarak bkz. Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Îmân, 41; Ebû Dâvûd, Talâk, 10-11/2201; Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 16/1647; Nesâî, Tahâret, 60/75; İbn-i Mâce, Zühd, 26)

2- Ayşe (r.a.) şu şekilde anlatır:

Resûlullah:

“–(Gelecekte) bir ordu Kâ’be’ye istila etmek suretiyle yola çıkar; bir çöle geldiklerinde baştan sona tüm ordu yere batırılır” buyurmuştu. Ben:

“–Yâ Resûlallah, aralarında tecim erbâbı ve onlardan olmayan kimseler de varken, iyi mi hepsi birden yere batırılır?” diye sormuş oldum. Resûlullah:

“–Evet, onların tamamı yere batırılır, sonrasında her biri âhirette niyetine nazaran diriltilir” buyurdu. (Buhârî, Büyû’, 49; Hac, 49; Müslim, Fiten, 4-8. Ek olarak bkz. Tirmizî, Fiten, 21/2184; Nesâî, Menâsik, 112/2877; İbn-i Mâce, Fiten, 30)

3- Ebû Hüreyre’den (r.a) rivâyet edildiğine nazaran Resûlullah şu şekilde buyurmuştur:

“ALLAH Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34. Ek olarak bkz. İbn-i Mâce, Zühd, 9)

HADİSLERİN AÇIKLAMASI

Niyet; azmetmek, kastetmek, kati irade ve kalbin bir şeye karar verip o şeyin niçin yapıldığını bilmesi anlamına gelir. Şu demek oluyor ki niyet, meydana getirilen işten ne kastedildiğini ve hedefin ne işe yaradığını ortaya koyar. Dolayısıyla tüm eylem ve amellerin sıhhati, niyete bağlıdır ve ona nazaran kıymet kazanır.

Niyet kalp ve fikir ile alâkalı bir husus olduğundan, onu ek olarak dille söylemek koşul değildir. Sadece dil bir şeye niyet edildiğini bildirirken, kalb ona eşlik etmezse, niyet makbul olmaz.

ALLAH Teâlâ, kalplerin en gizli saklı duygularını dahî bildiğinden, niyet mevzusu, bâtıl ardında koşan, başkasına zarar vermek ve hile yollarına sapmak isteyen kimselerin mâzeret kapılarını kapatmıştır. Dolayısıyla hepimiz niyetine haiz olmalı ve kimseyi aldatamayacağını bilmelidir.

Niyet o denli mühimdir ki, bu sâyede âdetler yakarma hâline dönüşürken, kimi zaman de ibadetler âdet hâline gelir. Meselâ, mesleğini icrâ eden bir mü’min, helâlinden kazanarak âilesinin maîşetini temin etmeyi ve onları İslâmî terbiye ile yetiştirmeyi düşünürse, hem de yakarma sevabı alır. Yiyecek yiyen kimse, sağlığını muhâfaza ederek yakarma hayatına devam etmeyi hedeflerse, o da niyetine nazaran sevap kazanır. Bu şekilde güzel niyetlerle hareket eden insanoğlu, aynı anda bir taşla iki kuş vurmuş olurlar. Nitekim âyet-i kerimede şu şekilde buyrulur:

“Kim âhiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Dünya kazancını isteyene de dünyalık veririz; fakat onun âhirette bir nasibi olmaz” (Şûrâ 42/20)

Şu demek oluyor ki her kim din adına yapmış olduğu ameli, sırf sevap kazanmak için yaparsa, ALLAH onun karşılığını âhirette kat kat fazlasıyla vereceği şeklinde, dünyada da lûtuflarda bulunur ve rızkına bolluk ihsân eder. Hatta ALLAH’ın bahşettiği bu rızık da, ALLAH rızâsı istikâmetinde kullanıldığı müddetçe, âhiret kazancına dönüşür. Sâdece dünyayı isteyen kimse ise âhirette bir şey elde edemediği şeklinde, dünyadan da sadece nasîbi kadar alır. Bu durum, aynı fiilin, değişik niyetlere nazaran iyi mi yargı ve kıymet kazandığını göstermektedir.

İNSANIN DÜNYADA BULUNDUĞU DÖRT HAL

Resûlullah bu mevzuya bazı misaller vermiş ve şu şekilde buyurmuştur:

“… Size bir söz söyleyeceğim, onu iyi ezberleyiniz: Dünyada insanoğlu dört hâl suretiyle bulunur:

Bir kul vardır, ALLAH ona mal ve ilim vermiştir. Kul, malı ve bilimsel hususunda ALLAH’tan korkar da bu tarz şeyleri (infak eder), sıla-i rahimde bulunur ve malıyla ilminde ALLAH’ın hakkı bulunduğunu bilir. İşte bu kul, en faziletli bir makamdadır.

Bir kul vardır, ALLAH ona ilim vermiş, mal vermemiştir. Sadece bu kulun niyeti sâdıktır, içinden; «Malım olsaydı falan şahıs şeklinde (hayır) yapardım» diye geçirir. İşte bu kimse niyet etmiş olduğu şeyi yapmış kabul edilir ve hayır sahibi şeklinde ecir kazanır.

Bir kul vardır, ALLAH ona mal vermiştir, fakat ilim vermemiştir. O da câhilce davranarak, malını nefsânî arzuları istikâmetinde kullanır. Mal kazanma ve sarfetme hususunda Rabbinden korkmaz, akrabasını görüp gözetmez; malında ALLAH’ın hakkı bulunduğunu asla düşünmez. İşte bu kimse, en düşük mertebededir.

Bir kul vardır, ALLAH ona ne ilim ne de mal vermiştir, lâkin (yukarıda bahsi geçen fena hiç kimseye özenip): «Eğer malım olsaydı falan kimsenin yaptıklarını ben de yapardım» der. Bu da niyetiyle muâmele görür. Özendiği günahkârla aynı seviyede vebâl yüklenir.” (Tirmizî, Zühd, 17/2325; Ahmed, IV, 231; İbn-i Mâce, Zühd, 21)

İBADET GÜNAHA NEDEN OLUR MU?

Mübah olan şeyler güzel niyetlerle ibadete döndüğü şeklinde, bozuk niyetlerle meydana getirilen ibadetler de insanı günaha sürükleyebilir. Meselâ gösteriş yada dünyevî bir çıkar için meydana getirilen yakarma ve hayırlar, sahibi için sadece vebaldir.

Öteki taraftan, hayır yapma hususunda kalpten geçen samîmî duygular, başlıbaşına bir ibadettir. İnsan âciz olduğundan, kâmil mânâda her hayrı işlemesi mümkün değildir. Bu durumda iyi niyet devreye girer ve insanoğluna büyük sevaplar kazandırabilir. Nitekim ALLAH’ın Resûlü, samîmî bir halde şehit olmayı isteyen kimsenin, yatağında ölse bile şehîtler zümresine dâhil olacağını bildirmiştir. (Müslim, İmâre, 156, 157)

“ SENİ HANGİ AMELİN SEBEBİYLE AFFETTİ?”

Horasan melik ve kahramanlarından Amr bin Leys’in (r.a.) hâli, bu bahiste canlı bir misâldir. Amr bin Leys’i (r.a.) vefatından sonrasında sâlih bir zât rüyâsında görmüştü. Aralarında şu konuşma geçti:

“–ALLAH sana iyi mi muâmele etti?”

“–ALLAH beni affetti.”

“–ALLAH seni hangi amelin sebebiyle affetti?”

“–Bigün bir dağın zirvesine çıkmıştım. Yüksekten askerlerime bakınca, sayılarının çokluğu hoşuma gitti:

«Keşke Resûlullah zamanında yaşasaydım da ona yardım edip destek olsaydım…» diye hislendim. İşte bu niyet ve iştiyâkıma karşılık yüce ALLAH, beni mağfiret etti.” (Kadı Iyâz, Şifâ, II, 28-29)

Bu hâdise, niyet ve ihlâsın ne kadar önemli bulunduğunu göstermektedir.

İYİ MÜ’MİN

Öte taraftan iyi niyetli bir mü’min, kötülerle beraber bulunarak onların çirkin hâllerine iştirak etmekten şiddetle sakınmalıdır. Zira fenalıklar, bulaşıcı hastalık şeklinde her tarafa yayılır. Ek olarak, zâlimlerin ve günahkârların yanında bulunmak, onların sayısını fazla gösterir ve taraftarlarının artmasına yardım eder. Bir de iyi niyetli insanları kötülerle beraber gören bazı insanoğlu, kötülerin yapmış olduğu çirkinliklerin doğru bulunduğunu zanneder.

YAPILAN HİÇBİR ŞEY KARŞILIKSIZ KALMAZ

Her ne kadar insanoğlu, âhirette niyetlerine nazaran muâmele görecekse de bu dünyada kötülerin başına gelen azap, onlara yakın olan iyilere de sirâyet eder. Nitekim ikinci hadisimizde, tecim yapmak için yada gidecekleri yere daha emniyetli ulaşmak maksadıyla, yolda giden bir topluluğa katılan iyi insanların, kötülerin çirkin niyetleri sebebiyle yerin altına geçirileceği haber verilmektedir.

Bu hadisten anlaşıldığına nazaran, belâ ve musîbetler, yalnız cürmü işleyen zâlimlerin değil, hem de ona meydan veren gafillerin de cezasıdır. Bunların içinde hiçbir kusuru olmayan âcizlerin bulunması tabiîdir. Günah ve kusurları olmadığı hâlde başkaları yüzünden dünyada acı çeken bu şekilde mü’minlere ALLAH Teâlâ, âhirette karşılıklarını fazlasıyla verecektir.

İHLASIN EHEMMİYETİ

Üçüncü hadisimizin verdiği ölçü, ihlâsın ehemmiyetini göstermekle beraber, hem de bizim için oldukça önemli bir yaşam düstûrudur. Buna nazaran, ALLAH’ın kullarına muâmele ederken, görünüşlerine, sözlerine ve mallarına bakmamalı, niyetlerine ve amellerine nazaran davranmalıdır. Zira her şeyin merkezinde kalp vardır. Kalp saf ve temiz olmadıktan sonrasında, dış görünüşün ve dünya nimetlerinin hiçbir kıymeti yoktur. Âyet-i kerimede şu şekilde buyrulur:

“Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlâtlarınızdır. Sadece, inanç edip sâlih ameller işleyenlerin durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir. Onlar, cennetin yüksek köşklerinde güvenlik ve refah içinde olacaklardır.” (Sebe’ 34/37)

SİZE CENNETLİKLERİ BİLDİREYİM Mİ?

Bu mevzuda, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in şu îkazlarına dikkat etmek gerekir:

“Size Cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafınca zayıf görüldükleri için kimsenin önem vermediği, fakat şu şekilde olacak diye yemin etseler, isteklerini ALLAH’ın gerçekleştireceği kimselerdir.” (Buhârî, Eymân, 9; Tefsîr, 68/1; Edeb, 61; Müslim, Aden, 47)

Netîce îtibâriyle, kulların zâhirlerine değil, gönüllerine ve niyetlerine bakmalı, kendimiz için de Cenâb-ı Hakk’a şu şekilde ilticâ etmeliyiz:

“ALLAH’ım! Niyetlerimizi rızâ-yı şerifin ile telif buyur.”

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Efendimizden Yaşam Ölçüleri, Erkam Yayınları

NİYET ÖNEMİ VE SEVABI NEDİR? – VİDEO