İslâm âlimleri, oruçla yükümlü kişinin dinen geçerli bir mazereti olmaksızın ramazan orucunu zamanında tutmaması halinde günahkâr olacağı ve zimmetinde borç olarak kalan bu orucu ilk fırsatta kazâ etmesi gerektiği hususunda düşünce birliği içindedir.

Ramazan günü özürsüz olarak oruca niyet etmeyip Mâlikîler’e ve Hanefîler’den Züfer’e gore oruç yasaklarından herhangi birini, Hanbelîler’e gore cinsel ilişki yasağını ihlâl eden kimse ek olarak kefâretle de yükümlü olur.

Öte taraftan özürsüz olarak orucunu zamanında tutmayan kişinin ilk olarak bundan dolayı samimi bir pişmanlık duyup ALLAH’tan bağışlanmayı dilemesi gerekir. Zira Hz. Peygamber’in özürsüz olarak orucunu zamanında tutmayan kişinin yaşamının kalan kısmını oruçlu da geçirse onu telâfi edemeyeceğine dair ifadesi (Ebû Dâvûd, “Śavm”, 39; Tirmizî, “Śavm”, 27), bu vecîbenin belirlenen vakitte yerine getirilmesinin ne kadar mühim olduğu ve iyi mi olsa hemen sonra kazâ edilebileceği şeklinde bir rehavete kapılmamak gerektiği yönünde bir uyarı anlamı taşımış olduğu benzer biçimde sırf kazânın yada kazâ ve kefâretin kafi olmayıp ek olarak tövbe etmek icap ettiğini göstermektedir. Belirli bir vakitte tutulması adanıp zamanında tutulmamış nezir orucunun da ilk fırsatta tutulması gerekir.

GEÇERLİ MAZERET OLMAKSIZIN ORUCU BOZMANIN HÜKMÜ

Başlanmış farz yada vâcip bir orucu dinen geçerli bir mazeret olmaksızın bozmak da günah olup ramazan orucunun edasında duruma gore kazâ yada kazâ ile beraber kefâret gerekir. Ramazan orucunun edası dışındaki farz yada vacip bir oruç mazerete binaen yada mazeretsiz bozulursa zimmetteki borç düşmediğinden başka bir zamanda tutulması gene farz yada vâciptir. Sadece Mâlikîler’e gore belirli zamanda tutulması adanmış orucun âdet görme ve hastalık benzer biçimde sebeplerle bozulması halinde kazâ edilmesi gerekmez.

Genel olarak nâfile orucun da özürsüz olarak bozulmaması tavsiye edilmekle beraber bozmanın hükmü mezheplere gore farklıdır. Özürlü yada özürsüz bozulduğunda kazâ edilmesi Hanefîler’e gore vâciptir; Şâfiî ve Hanbelîler’e gore kazâ edilmesi gerekmez, tavsiye edilir; Mâlikî mezhebinde egemen kanaat bir özre dayalı olmaksızın bozulduğunda kazâ edilmesi gerektiği yönündedir.

RAMAZAN ORUCUNU ZAMANINDA TUTMAMA

Ramazan orucunu zamanında tutmama yada bozma sebebiyle bir güne karşılık bigün şeklinde hemen sonra tutulması ihtiyaç duyulan kazâ orucunun Hanefîler’e gore -mümkün olan en kısa zamanda ifa edilmesi tavsiye edilmekle birlikte- belirli bir süresi yoktur. Öteki üç mezhebe gore ise mazereti olmaksızın kazâ orucunu bir sonraki ramazan ayına kadar tutmayan kimsenin ek olarak fidye ödemesi gerekir ve Şâfiî mezhebinde güçlü bulunan görüşe gore fidye borcu ramazan sayısınca tekerrür eder.

Bazı fakihlere gore kazâya kalan oruçların peşpeşe tutulması gerekir; çoğunluğa gore ise bu müstehap olmakla beraber lüzumlu değildir. Belirli durumlarda ramazan orucunu bozmanın cezası olmak ve ALLAH’tan bağışlanma dilemek suretiyle tutulması ihtiyaç duyulan kefâret orucunun süresi peşpeşe altmış gündür (iki kamerî ay). Araya âdet görme benzer biçimde doğal mazeretlerin girmesi halinde kalınan yerden devam edilir. Mâlikîler’e gore ilgili hadiste köle âzadı, iki ay peşpeşe oruç tutma ve altmış fakiri sabah akşam doyurma şeklinde belirtilen kefâret seçeneklerinden herhangi biri tercih edilebilir; çoğunluğa gore sıralanan seçeneklerden bir sonrakine geçilebilmesi için imkânsızlık halinin bulunması gerekir.

ORUÇLA İLGİLİ BAZI ÖZEL DURUMLAR

Tutamadığı orucu kazâ edemeyecek kadar yaşlı yada hasta olan kişilerce ve oruçla ilgili başka bazı durumlarda ödenmesi ihtiyaç duyulan fidyenin miktarı belirlenirken ramazan ayının sonunda ödenen fıtır sadakası (fitre) ölçü alınmıştır. Fidye ödemesi ihtiyaç duyulan kişinin bunu ifa etmeden vefatı halinde terekesinden ödenmesi gerekir, tereke kafi değilse mirasçılarına borç olmamakla beraber teberru olarak ödemeleri tavsiye edilmiştir (kazâ orucu borcu olması durumunda vefat edenler için fidye ödenmesi mevzusunda bk. ISKAT).

Meşrû bir gerekçeye dayanarak ramazan gününde oruç tutmayan kişinin kendisini oruçlu benzer biçimde göstermesi lüzumlu olmamakla birlikte bilhassa ramazan ayına ve oruçlulara saygı bakımından açıktan yiyip içmemesi İslâmî âdâba uygun görülmüştür.

Gün içinde bu durum ortadan kalkarsa, meselâ âdet gören hanım temizlenir, hasta iyileşir, seferî olanın seyahat hali sona ererse Hanefîler’e ve Hanbelîler’e gore o günü oruç yasaklarından kaçınarak geçirmesi vâciptir, sadece buna uymaması dinî bir yükümlülük getirmez, bir tek o günü kazâ etmekle mükelleftir; Şâfiîler buna uymayı sünnet yada müstehap olarak nitelemişlerdir. Orucu ister kazâ ile beraber kefâret isterse yalnız kazâ gerektirecek şekilde bozulan kimsenin de dört mezhebe gore iftar vaktine kadar oruç yasaklarına uyması gerekir.

Kaynak: İbrahim Kâfi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi