Orucu bozan durumlar nedir? Ramazan orucunda kefaret gerektiren durumlar nedir? Ramazan orucu kasten bozulursa ne olur? İşte cevabı…

Dinî tanımına uygun oruç olgusunun varlığını koruması bu yakarma süresince oruç yasaklarından birinin meydana gelmemesine bağlıdır. Bu sebeple orucun temel unsuru yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır (imsak). Şahıs oruçlu bulunduğunu unutarak yiyip içtiğinde imsak unsuru ortadan kalktığı için orucun bozulduğuna hükmetmek gerekirse de Hz. Peygamber’in bu durumu kural dışı eden hadisi sebebiyle (Buhârî, “Śavm”, 26; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 23) Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde oruç bozulmamış kabul edilir.

ORUÇTA MAZERET SAYILMAYACAK DURUMLAR

Ek olarak Şâfiî ve Hanbelîler, Resûl-i Ekrem’in bir hadisinde hata, unutma ve zorlamanın (ikrah) dinen geçerli bir mazeret sayıldığı (İbn Mâce, “Ŧalâķ”, 16; İbn Hibbân, XVI, 202) ve bunların kişinin iradesi dışındaki durumlar olma özelliğinde birleştiği nedeni öne sürülerek öteki kasıt dışı yeme içme durumlarını da bu kapsamda mütalaa etmişlerdir.

Mâlikîler ise hadisin kazâ ile ilgili kısmını sahih saymadıkları yada hadisin nâfile oruçlarla ilgili bulunduğunu düşündükleri için Ramazan orucunu tutarken unutarak yeme içme halinde de genel kurala uyularak kazâ edilmesi gerektiğine hükmetmişlerdir; Ramazan orucu dışındakilerde ise oruca devam edilir ve kazâ gerekmez.

RAMAZAN ORUCUNDA KEFARET GEREKTİREN DURUMLAR

Ramazan orucunu eda ederken bilerek ve isteyerek orucu bozmanın kefâret gerektireceğine ilişkin hadis (Buhârî, “Śavm”, 30, “Keffârât”, 2-4; Müslim, “Śıyâm”, 81; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 37), bir insanın bu şartlarda cinsel ilişkide bulunduğunu beyan etmesi üstüne vârit olduğundan Şâfiî, Hanbelî ve Zâhirîler kefâret hükmünü cinsel ilişki durumuyla sınırlandırırken Hanefî ve Mâlikîler, hükmün gerekçesinin Ramazan orucuna gösterilmesi ihtiyaç duyulan saygının kasten ihlâli olduğuna, dolayısıyla Ramazan orucunu eda ederken bilerek yeme ve içmenin de kefâret gerektireceğine hükmetmişlerdir; Ca‘ferîler’e bakılırsa de bu durumda kefâret gerekir (hadisin senedi, yorumu ve zıhâr kefâretiyle ilgisi hakkında bk. Çolak, IX/23 [2005], s. 137-156).

Şâfiî yeme ve içmenin cinsel ilişkiye ölçme edilmesini eleştirirken (el-Üm, II, 85-86) Serahsî bu sonuca ölçme kanalıyla değil nassın evleviyet anlamına dayanarak ulaştıklarını, cezanın kişinin eşiyle ilişkisine değil bilerek orucu açma fiiline düzenleme edildiğini, normalde oruçlu insanoğlunun yeme içmeye cinsel tatminden daha eğilimli ve yeme içmeye sabretmesinin daha zor olduğu dikkate alındığında bu sonuca ilk olarak ulaşılacağını belirtir; bu hükmü, mevzuya ilişkin hadisin rivayetindeki lafızların yanı sıra Hz. Ali’den nakledilen kefâretin yalnız yeme, içme ve cinsel ilişki sebebiyle lüzumlu olduğu yönündeki sözüyle destek sunar (el-Mebsûŧ, III, 73-74).

ORUCUN KASTEN BOZULMASI

Tâbiînden Saîd b. Cübeyr, İbrâhim en-Nehaî ve Katâde orucun kasten bozulması hallerinde yalnız kazâ gerektiği kanaatindedir. Evzâî dışındaki fakihlere bakılırsa kefâret gerektiren durumlarda ek olarak bozulan orucun kazâ edilmesi gerekir. Hadislerde orucu bozan durumlar içinde yeme, içme ve cinsel ilişkiden başka isteyerek kusmak, kan alma işlemi yapmak ve yaptırmak da (hicâmet) sayılmıştır (İbn Mâce, “Śıyâm”, 18; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 28, 33; Tirmizî, “Śavm”, 25); sadece Hanbelîler’in dışındaki üç mezhepte başka hadislere dayanılarak hacamatın orucu bozmayacağı sonucuna varılmıştır. Gene hadislerde yıkanmak, su ile ağzı çalkalamak, misvak kullanmak, sürme çekmek, eşini öpmek benzer biçimde fiillerin ve ihtilâm olmanın orucu bozmayacağı açıklanmıştır (Buhârî, “Śavm”, 24, 25, 27; Müslim, “Śıyâm”, 62, 76; İbn Mâce, “Śıyâm”, 17; Ebû Dâvûd, “Śavm”, 31, 34; Tirmîzî, “Śavm”, 24, 29, 31).

İslâm âlimleri yeme, içme ve cinsel ilişki olarak nitelenemeyen, fakat orucun nitelik ve amacıyla bağdaşmayacağı açık olan bazı fiil ve durumların bu kapsamda mütalaa edilmesi gerektiği hususunda ortak bir anlayışa haiz olmuşlardır. Meselâ tütün benzer biçimde keyif verici maddelerin içe çekilmesi, yeme içme arzusuyla ilişkili olmamakla beraber ağız kanalıyla alınan ilâcın yutulması yada ilâcın burundan akıtılıp vücudun içine ulaştırılması, birleşme gerçekleşmese de cinsel haz sağlayacak hareketler neticesinde meni gelmesinin orucu bozacağı hususunda derhal tüm âlimler düşünce birliği içindedir (İbn Hazm ve İbn Teymiyye’nin bu konudaki değişik yaklaşımları için bk. el-Muĥallâ, VI, 205; MecmûǾatü’l-fetâvâ, XXV, 126-134).

FIKIHTA ORUCU BOZAN DURUMLAR

Orucun nitelik ve amacıyla bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında değişik değerlendirme yapılabilecek durumlarda ise fakihlerin değişik sonuçlara erişmesi tabiidir. Bazı fakihler bu mevzuda esas alınan kriteri orucun şekil yada öz ya da hem şekil hem öz itibariyle ihlâle uğramış bulunduğunun belirlenmesi şeklinde ifade etmişlerdir (Serahsî, III, 74; Kâsânî, II, 90-94, 97, 99).

Mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları daha oldukça bu kriterin somut durumlara uyarlanmasıyla ilgilidir. Fıkıhta orucu bozan durumlar, mükellefin oruç ibadetini geçerli şekilde yerine getirdiğinden güvenilir olmasını sağlayacak bir titizlik içinde ele alınmış, fakat ara sıra nâdir ve aşırı kuramsal ihtimaller üstünde durulması eleştirilere yol açmıştır. İslâm âlimleri, oruçlu kimsenin yalnız oruç yasaklarından değil dinen haram kılınan fiillerden de kaçınmaya itina göstermesi gerektiği hususunda aynı fikir olmakla beraber büyük çoğunluk bunların orucu bozmayacağı kanaatindedir. İbn Hazm kasten işlenen her türlü haram fiille orucun bozulacağını söyler; Süfyân es-Sevrî ve Evzâî benzer biçimde müctehidlere bakılırsa de yalan söylemek ve gıybet etmek orucu bozar ve kazâ etmeyi gerektirir.

Kaynak: İbrahim Kâfi Dönmez, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi