Affın sahibi Cenâb-ı Hak, kul hakkını kendi affının dışında tutmuştur. Mü’min, herhangi bir şekilde hakkını yediği bir kimseden helâllik almadan ilâhî affa nâil olamayacağı şuuruna sahip olmalıdır.

Hakkâniyet duygusunu hiçbir zaman kaybetmemeli, hasbe’l-beşer bir hak çiğnemişse, onu iâde edip helâllik almaktan kendini müstağnî görmemelidir.

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şu hâli, bu hususu ne güzel îzah eder:

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) vefatlarından önce mü’minlere son defa hitâb ediyor ve onlara son hatırlatmalarda bulunuyordu. Bir ara sözü kul hakkına getirerek:

“Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa onu hemen ödesin, dünyada rezil rüsvâ olurum diye düşünmesin! İyi biliniz ki; dünya rüsvâlığı âhirettekinin yanında pek hafiftir.” buyurdu. (İbn-i Esîr, el-Kâmil, II, 319; İbn-i Sa’d, II, 255)

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı ve:

“–Yâ Resûlâllah! Ben Allah yolunda savaş ganimetine hıyânet etmiş, üzerime üç dirhem geçirmiştim!” dedi. Efendimiz ona:

“–Sen bu hıyâneti ne için yaptın?” diye sordu. Adam:

“–Ona ihtiyacım vardı.” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“–Ey Fadl bin Abbas! Bu kişiden Beytülmâl (hazine) hesabına üç dirhem al!” buyurdu. (Taberî, Târih, III, 190)

PEYGAMBERİMİZİN SON NASİHATLERİ

Yine Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz vefâtından önce ashabına yaptığı son nasihatlerinin bir yerinde şöyle demiştir:

“Nihâyet ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir! Kimin malından sehven (bilmeyerek) bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın!

İyi biliniz ki; benim katımda sizin en önde geleniniz, en sevgili olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir ki, Rabb’ime onun sayesinde helâlleşmiş olarak, gönül hoşluğu ve rahatlığı ile kavuşacağım!

Hiç kimse; «Resûlullâh’ın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!» diyemez! İyi biliniz ki; kin ve düşmanlık beslemek, asla benim huyum ve hâlim değildir! Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni görmüyorum!” buyurdu.

Öğle namazını kıldıktan sonra dönüp minbere oturdu ve bu sözlerini tekrar etti. Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı:

“–Sizden biri istekte bulununca ona üç dirhem vermemi emretmiştiniz, ben de vermiştim.” dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“–Doğru söylüyorsundur! Ey Fadl bin Abbas! Buna üç dirhem ver!” buyurdu. (İbn-i Sa’d, II, 255; Taberi, Tarih, III, 190)

Daha sonra şu niyazda bulundu:

“Ey Allâh’ım! Ben ancak bir insanım! Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş veya bir kamçı vurmuş veya lânet etmişsem, Sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete vesîle kıl!” (Ahmed, III, 400)

“Allâh’ım! Ben hangi mü’mine ağır bir söz söylemişsem, o sözümü kıyâmet gününde kendisi için, Sana yakınlık vesîlesi kıl!” (Buhârî, Deavât, 34)

Enes (r.a) da şöyle anlatır:

“Vefâtı esnâsında Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in yanındaydık. Bize üç defâ:

«–Namaz husûsunda Allah’tan korkun!» dedi. Sonra da şöyle buyurdu:

«–Emriniz altındaki insanlar hakkında Allah’tan korkun, iki zayıf hakkında Allah’tan korkun: Dul kadın ve yetim çocuk. Namaz husûsunda Allah’tan korkun!»

Sonra; «Namaz, namaz.» diye tekrar etmeye başladı. (Mübârek lisanları söylemez olunca bile) rûh-i mübârekleri çıkıncaya kadar, bunu içten içe tekrar edip durdular.” (Beyhakî, Şuab, VII, 477)

KUL HAKKI HASSASİYETİ

İşte kul hakkı hassâsiyeti böylesine yüce olan Fahr-i Kâinât (s.a.v) Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin.

Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.)

Şayet iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikâk 48)

İMAM GAZALİ’NİN NASİHATİ

Bu hakîkatlerden hareketle İmam Gazâlî (k.s.) bir nasihatinde der ki:

“Kul borcundan son derece sakın! Kabûl olmuş pek çok ibâdetin sevâbı, kul borcu sebebiyle kaybolur gider.”

Şunu akıldan çıkarmamalı ki; bütün haramlar, özellikle de kul hakkı yemek, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmaya en büyük engeldir.

Her kim ki Hakk’a yönelmek, O’na vâsıl olmak, O’nun rızâsını kazanarak iki cihan saâdeti elde etmek istiyorsa, önce aradaki o engelleri kaldırmalı ki, maksada yol açılsın.

Kendisini o yolda ilerletecek olan kulluk vazifelerini samimî bir gönülle yapabilsin ve mîrâca ulaştıracak mâhiyette yüce ibadetler için Cenâb-ı Hakk’ın arzu ettiği huşû hâline erebilsin…

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları