Rabbimiz, Resûl’ünü överken, “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” buyurmaktadır. (Kalem Suresi, 4) Bu öyle muazzam bir ahlâktır ki, sahibini asaletin ve nezâketin zirvesine kanatlandırmıştır.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- beşeriyet târihinde insanların en merhametlisi, en nâziği, en ince ruhlusu ve rikkat-i kalbiyyesi en fazla olanı idi.

Peygamber Efendimiz’in ocukluğunda dahî hiç kimse ile nezâketi zedeleyici bir münâkaşa ve mücâdelesi yoktu. Bir defâsında kaba bir kimsenin:

“–Ey Muhammed, ey Muhammed!” diye defâlarca bağırmasına rağmen her defâsında yumuşak bir üslûb ile:

“–Buyur, isteğin nedir?” diye mukâbelede bulunarak, kaba hitâba rağmen nezâketini bozmamıştı.[1]

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nezâketleri sebebiyle misafirlerine bizzât kendileri hizmet ve ikrâm ederlerdi. (Beyhakî, Şuab, VI, 518, VII, 436)

[1] Bkz. Müslim, Nüzür, 8; Ebû Dâvûd, Eymân, 21/3316; Tirmizî, Zühd, 50; Ahmed, IV, 239.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 2, Erkam Yayınları