Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in başka hiçbir mûcizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashâb-ı kiram Allah Rasûlü’nün nübüvvetini ispata kâfî gelirdi.

Rasûlullah Efendimiz; kalbine nâzil olan Kur’ân’ı ve Cenâb-ı Hak’tan tahsil ettiği ilimden, tâlimine izin verilen hususları ümmetine öğretti.

O’nun en muvaffak ve bâriz talebeleri olarak ashâb-ı kirâmı görüyoruz. Onlar medeniyet semâmızın yıldızları oldular.

Öyle ki;

İslâm hukuku metodolojisinin en mühim sîmâlarından Karâfî (v. 684) şöyle der:

“Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’in başka hiçbir mûcizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashâb-ı kiram Allah Rasûlü’nün nübüvvetini ispata kâfî gelirdi.”

Hâlbuki Efendimiz olmasa, onlar câhiliyye karanlığında silinip gideceklerdi.

Câhiliyyenin kanlı girdaplarında boğulurlarken, Efendimiz’in verdiği feyiz ve rûhâniyet sayesinde; «Radıyallâhu anh: Allah onlardan râzı oldu!» lutfuna mazhar olan, beşeriyetin peygamberlerden sonra gelen zirveleri oldular.

Onlar da Peygamber Efendimiz’den seviyelerine göre nasip aldılar. Sıddîk oldular, Fârûk oldular, Zinnûreyn oldular, Esedullah oldular…

Efendimiz’in tâlimi ve terbiyesiyle ashâb-ı kiram da çok kıymetli birer muallim ve rehber oldular.

Ebû Zer Hazretleri öğrendiği hadisleri zevkle ve şevkle anlatırdı. Hattâ o bir keresinde şöyle demişti:

“Kılıcı enseme dayasanız, ben de Rasûlullah’tan duyduğum bir hadîsi başım kesilinceye kadar tebliğe vakit bulacağımı bilsem, o hadîsi elbette size yetiştirirdim.” (Buhârî, İlim, 10; Dârimî, Mukaddime, 46)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2018 Ay: Ocak Sayı