Ana Sayfa / İslam / Şeytan neden meleklikten çıkarıldı? Şeytan meleklikten nasil kovuldu

Şeytan neden meleklikten çıkarıldı? Şeytan meleklikten nasil kovuldu

Şeytanın c.c. Huzurundan Kovuluşu

İnsanların En Büyük Düşmanı

Her kim olursanız olun sonsuz bir azap çekmenizi isteyen, tüm varlığını buna adamış olan, son aşama tehlikeli bir düşmanınız var: Şeytan. Bir başka deyişle, ALLAH’ın lanetlediği ve huzurundan kovduğu İblis ve onun takip edenleri.

O en büyük düşmanınız. Bir efsaneleşmiş ya da bir masal değil, gerçeğin ta kendisi. İnsanlık tarihinin her aşamasında var oldu. Yaşamış ve ölmüş milyarlarca insanı ateşin içine çekti ve halen çekiyor. Hiçbir süre ayırım yapmaz. Genç, yaşlı, hanım, adam, devlet başkanı yada dilenci fark etmez. Her insan bu düşmanın hedefidir.

Bu yazıyı okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapıyor. Tek arzusu var; olabildiği kadar oldukça insanı -siz de dahil- kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemek.

Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması yada oldukça uç sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan kesinlikle ALLAH’ı inkar etmelerini de istemiyor. Aslına bakarsanız ALLAH’ı kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan bilhassa bunu istesin. Onun tek isteği insanları ALLAH’ın dininden ve Kuran’dan uzak tutmak, halis olarak ALLAH’a yakarma etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamak. Hatta kimi süre dindarlık maskesi altında, ALLAH’ın adını kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu da insanları kendisiyle birlikte cehennem çukurunun içine çekmek için kafi. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu asla değişmiyor:

Ona yazılmıştır: “Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu deli ateşin azabına yöneltir.” (Hac Suresi, 4)

İBLİS’İN ’A İSYANI

Kuran’a gore şeytan, ilk insan olan Hz. Adem’den bu yana insan neslini ALLAH yolundan saptırmak için çaba harcayan ve kıyamete kadar da harcayacak olan varlıkların genel adıdır. Tüm şeytanların atası ise, Hz. Adem’in yaratılmasıyla beraber ALLAH’a isyan eden İblis’tir.

Kuran’dan öğrendiğimize gore, ALLAH Hz. Adem’i yaratmış ve meleklerden ona secde etmelerini istemişti. Melekler ALLAH’ın emrini yerine getirirken, cinlerden olan İblis Hz. Adem’e secde etmedi. Kendisinin insandan daha üstün bir mahluk bulunduğunu öne sürdü. Bu itaatsizliği ve küstahlığı yüzünden ALLAH’ın huzurundan kovuldu.*

ALLAH’ın huzurundan ayrılmadan ilkin, insanları da kendisi şeklinde saptırmak için ALLAH’tan süre istedi. ALLAH da ona kıyamet gününe kadar süre tanıdı. Böylece İblis’in insana karşı verdiği savaşım başladı. ALLAH İblis’i ve ona uyanları cehenneme dolduracağına hükmetti. ALLAH, Kuran’da bu vakası şöyleki haber vermiştir:

Andolsun, biz sizi yarattık, sonrasında size suret (biçim-şekil) verdik, sonrasında meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in haricinde secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.

(ALLAH) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni alevden yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”

(ALLAH  “Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Derhal çık. Hakikaten sen, minik düşenlerdensin.”

O da: “(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)” dedi.

(ALLAH  “Sen gözlenip-ertelenenlerdensin” dedi.

Dedi ki: “Madem o şekilde, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için kesinlikle senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”

“Sonrasında muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”

(ALLAH) Dedi: “Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.” (Araf Suresi, 11-18)

İblis böylece ALLAH’ın huzurundan kovulduktan sonrasında, kıyamete kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları aldatarak saptırmak için onlara sokuldu. İlk büyük tuzağı, cennette yaşamakta olan Hz. Adem’i ve eşini kandırarak onları ALLAH’ın emrine isyana sürüklemesiydi. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki bu vaka Kuran’da şöyleki anlatılır:

Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz istediğiniz yerden yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olmuş olursunuz.

Şeytan, kendilerinden “örtülüp gizlenen çirkin yerlerini” açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız yada sonsuz yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”

Ve: “Hakikaten ben size nasihat verenlerdenim” diye yemin de etti.

Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp bölgeleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini aden yapraklarından örtmeye başladılar. (O süre) Rableri kendilerine seslendi: “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin hakkaten apaçık bir düşmanınız bulunduğunu söylememiş miydim?”

Dediler ki: “Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, hakkaten hüsrana uğrayanlardan olacağız.”

(ALLAH) Dedi ki: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır.”

Dedi ki: “Orda yaşayacak, orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız.” (Araf Suresi, 19-25)

Hz. Adem ALLAH’a tevbe etti ve ALLAH onu bağışladı. Sadece İblis’in insanların aleyhine yürüttüğü mücadelesi bu vakayla son bulmadı. Kuran’ın Maide Suresi’nde bildirildiği şeklinde şeytan Hz. Adem’in iki oğlundan birini aldattı ve onu kardeşini öldürmeye sürükledi. (Maide Suresi, 27)

O tarihten sonrasında da İblis insan neslinden pek oldukça kişiyi kandırdı ve kendi safına çekti. Öte taraftan öteki cinlerden de pek oldukça yandaşı oldu. İblis’in yolunu izleyen bu cinler, aynı onun şeklinde insanları saptırmak için onlara sokulmaya, onların “kalplerine gizlice vesvese vermeye” (Nas Suresi, 4) başladılar. İblis’in yandaşı olan bu cinler ve insanoğlu da onun haiz olduğu “şeytan” sıfatını kazandılar.

(Şeytan, “uzak olmak” kökünden gelen bir kelimedir ve ALLAH’ın rahmetinden kovulup uzaklaştırılmış her azgın ve isyankar kulun sıfatıdır.)

Dolayısıyla insanoğlunun karşı karşıya olduğu en büyük çekince olan şeytan, liderliğini İblis’in yapmış olduğu bir grup cin ve insandır. Bu cin ve insanoğlu, İblis’in yolunu izlerler, kendileri saptıkları şeklinde öteki insanları da saptırmaya çalışırlar. “Cinni” (cinlerden olan) şeytanlar, insanoğlu tarafınca görülmedikleri için kendilerini onlara fark ettirmeden yanaşır, zihinlerine saptırıcı düşünceler sokarlar. “İnsi” (insanlardan olan) şeytanlar ise öteki insanlara açıkça sokulur, onları ALLAH’ın yolundan alıkoymak için telkinde bulunurlar. Bu, insanoğlunun yakın dostu şeklinde görünen bir insan olabileceği şeklinde, toplumda kabul gören bir “düşünce adamı” da olabilir. Kuran’da, bu tehlikeye karşı müminlere şu yakarma öğretilmektedir:

De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.

İnsanların malikine,

İnsanların (gerçek) ilahına;

“Kurnazca, kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran” vesvesecinin şerrinden.

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine şüphe, kuruntu fısıldar);

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan. (Nas Suresi, 1-6)

Şeytan insana bu denli kurnazca yaklaşabilen bir düşman olduğuna gore, ondan sakınmak için azami dikkat göstermek gerekir. Bunun en başta gelen şartı, şeytanı tanımaktır. Şeytanı tanımak için ona baktığımızda ise, oldukça acayip, oldukça esrarengiz bir mantığa haiz bulunduğunu görürüz. Ilkin İblis tarafınca kullanılan ve sonrasında da onun tüm takip edenleri tarafınca devralınan bu mantığın temelinde, kibir ve büyüklenme yatmaktadır.

ŞEYTAN’IN ESRARENGİZ MANTIĞI

Kuran’daki şeytan kıssasında, İblis’in ALLAH’a isyanının sebebi şöyleki bildirilir:

(ALLAH) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni alevden yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Araf Suresi, 12)

İblis kendisinin daha üstün bir varlık bulunduğunu öne sürerek, insana secde etmeyi reddeder. Sadece isyanını dayandırdığı temel oldukça zahiri ve çürüktür. Kendisinin alevden, insanoğlunun çamurdan yaratıldığını belirtir ve ateşin çamura gore daha üstün bir madde bulunduğunu öne sürer. Şu demek oluyor ki kibirlenmesinin tüm sebebi, iki madde arasındaki fizyolojik yapı farkıdır. Sadece yapıları ister balçık ister ateş olsun, İblisi de insanı da ALLAH yaratmıştır. Yaratılmış bir varlığın, kendisini yaratanın emrine, yaratıldığı maddeyi öne sürerek isyan etmesi, hem büyük bir akılsızlık, hem de büyük bir nankörlüktür. Sadece İblis’in insana karşı duyduğu kıskançlık ve içindeki büyüklük hissi bunu kavramasını engeller, fizyolojik bir farklılığa takılır ve kendisini yaratan ALLAH’ın emrine isyan eder. İblis’in şuurunun, kendisini üstün ve değişik görmüş olduğu için kapanmış olduğu öteki ifadelerinden de anlaşılır:

Dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim.” (Hicr Suresi, 33)

İblis kendisini ALLAH’ın yarattığını inkar etmez. İsyanının sebebi bu değildir. Aksine kendisini yaratanın ALLAH bulunduğunu bizzat söyler. Sadece “ben ondan daha hayırlıyım, beni alevden yarattın, onu ise çamurdan yarattın” der. Bu akılalmaz isyanın hiçbir mantığı yoktur.

İblis’in mantık bozukluğunu gösteren bir öteki ifadesi ise şöyledir:

Hani, meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik. İblis’in haricinde (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: “Bir balçık olarak yarattığın hiç kimseye ben secde eder miyim?” (İsra Suresi, 61)

Buradaki son ifade, İblis’in ne kadar büyük bir gaflet ve yanılgı içinde bulunduğunu oldukça açık gösterir. Hz. Adem’in yüceltilmesi, kendisinin ise geri planda kalması, hatta o hiç kimseye secde etmesinin istenmesi onu korkulu bir kıskançlığa götürür. Bu ruh hali içinde, ALLAH’a karşı itaatsiz bir tavır takınır:

(ALLAH) Dedi ki: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?”

Dedi ki: “Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni alevden yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Sad Suresi, 75-76)

İblis’in Hz. Adem’e secde etmeyi reddetmesindeki şeytani zihniyet, ALLAH’ın elçisini kabul etmeyen, ona itaat etmeyi reddeden kişilerde -bir başka deyişle insi şeytanlarda da- görülmüştür. Bu kişiler görünüşte kendileri şeklinde bir insan olan peygamberleri ALLAH’ın elçisi olarak kabul etmeyi reddetmişlerdir. ALLAH’ın elçisi olarak kabul edecekleri kimsede oldukça büyük bir üstünlük görmek istediklerini söylemiş, bu üstünlüğün siyasal yada maddi bir güce dayanması icap ettiğini iddia etmişlerdir. Hz. Muhammed (sav) dönemindeki inkarcıların ifadeleri buna bir örnektir:

Ve dediler ki: “Bu Kuran, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?” (Zuhruf Suresi, 31)

Ya da inkarcılar elçiye inanç etmek için, tabiat üstü bir güç yada başka boyuttan bir kanıt görmek isterler. Kuran’ın birçok ayetinde bu kişilerin isteklerine örnekler verilmiştir:

Dediler ki: “Bizlere yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız. Ya da sana ilişik hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.Yada öne sürdüğün şeklinde, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da ALLAH’ı ve melekleri karşımıza (tanık olarak) getirmelisin. Ya da altından bir evin olmalı yada gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.”

De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?” (İsra Suresi, 90-93)

Elçilere karşıcılık eden, onlara karşı savaşan insanların kabullenemedikleri noktalardan biri işte budur. İnkarcılar kendileri şeklinde düzgüsel bir insana elçilik verilmesini ve bu insana itaat etmeyi gururlarına yediremezler. Bu haset ve kibir dolu isyan, İblis’in Hz. Adem’e secde etmeyi reddetmesiyle aynı temel üstüne kurulmuştur. Ayetin devamında insanların çoğunun sırf bu yüzden hidayete eremediklerinden bahsedilir:

Kendilerine hidayet geldiği süre, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: “ALLAH, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası değildir. (İsra Suresi, 94)

İblis’in isyanına bir esrarengizlik hakimdir. İblis ilim sahibi bir varlıktır, ALLAH’ın varlığına bizzat şahittir. Çevresinde melekler vardır, insanoğlunun yaratılışından haberdardır. ALLAH’ın izzetini, enerjisini ve sonsuz cehennem azabını da bilmektedir.

İşte İblis’in ve onu izleyen tüm şeytanların esrarengiz mantığı burada gizlidir: ALLAH’ın varlığını ve birliğini bilmiş olduğu halde onun hükmüne karşı gelebilmek ve kafirlerden olmak… Bu son aşama olağanüstü bir vakadır. Bundan dolayı bu bilgilere ve ilme haiz olan İblis’in, oldukça üstün bir imana haiz olması gerekir. Bilinç seviyesi de aynı oranda yüksek olmalı, ALLAH’a son aşama itaatli ve saygılı olmalıdır. Oysa İblis en şuursuz kişinin bile cesaret edemeyeceği bir işe kalkışmıştır.

İblis’in yapısındaki esrarengizlik böyle de kalmaz. İnsanlara inkarı telkin etmek şeklinde oldukça büyük bir günah işlediği halde aslına bakarsak ALLAH’tan korktuğunu söyler. Bu da oldukça hastalıklı bir mantığa işarettir:

Şeytanın durumu şeklinde; bundan dolayı insana “inkar et” dedi, inkar edince de: “Gerçek şu ki ben senden uzağım, doğrusu ben alemlerin Rabbi olan ALLAH’tan korkarım” dedi. (Haşr Suresi, 16)

Bir başka ayette şeytanın kafirleri müminler aleyhine kışkırttıktan sonrasında, onları yüz üstü bıraktığı ve ALLAH’tan korktuğunu itiraf etmiş olduğu bildirilir:

O süre şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: “Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım” demişti. Ne süre ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: “Şüphesiz ben sizden uzağım. Bundan dolayı ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben ALLAH’tan da korkuyorum” dedi. ALLAH (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi, 48)

İblis’in bir taraftan ALLAH’ın varlığını, O’nun sonsuz enerjisini ve ilmini kabul edip, bir taraftan da O’na bile bile isyan etmesi son aşama tutarsız bir durumdur.

Aynı şekilde, ALLAH’ın Kuran’da bildirdiği emirleri yargılamaya, reddetmeye, ALLAH’ın yargı verdiği bir mevzu hakkında kendi kafasına gore muhakemeler yapmış olup, tanrısal hükmü geçersiz göstermeye çalışan her insanın durumu, İblisin hali gibidir. Bu kimseler de ALLAH’ın varlığını tıpkı İblis şeklinde bilirler, sadece kendilerini bilmez tavırlarıyla onun konumuna düşerler.

İblis itaatsizliği yüzünden minik düşürülür, aşağılanır ve ALLAH Katındaki konumundan horlanarak kovulur. Gururu ve kibiri yüzünden isyan eden İblis, bu karakterine en ağır gelecek muameleyle, aşağılanmayla kovulur. ALLAH’ın huzurundan ayrılmadan ilkin ALLAH’tan süre ve izin ister. Sadece bu süreyi ALLAH’tan bağışlanma dilemek, O’na yine yönelmek ve pişmanlığını dile getirmek için istemez. Amacı insanı da aynı aşağılık konuma düşürebilmektir.

İşte şeytanın insana karşı düşmanlığı ve mücadelesi bu şekilde adım atmıştır. Sadece unutulmamalıdır ki şeytanı da tüm özellikleriyle beraber ALLAH yaratmıştır, o da Rabbimiz’in kontrolünde olan bir güçtür. Şu demek oluyor ki şeytanın ALLAH’a karşı hiçbir müstakil gücü yoktur. Sadece cahiliye toplumunda yaygın olan sapkın inanca gore, şeytanla ALLAH içinde bir savaşım mevcuttur. Gene bu insanlara gore şeytan, insanları saptırmayı başardığı süre ALLAH’a karşı sözde zafer kazanmaktadır. (ALLAH’ı tenzih ederiz)

Oysa şeytan tüm faaliyetlerini ALLAH’ın izni ve dilemesiyle gerçekleştirebilmektedir. Sadece bu sayede insanların büyük bir kısmı üstünde etkili olabilir. ALLAH’ın izni haricinde birşey yapması imkansız. Kuran’da şeytanın istediği süre ve ALLAH’ın verdiği izin şöyleki bildirilmiştir.

(Şeytan) Dedi ki: “Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı.”

(ALLAH) Dedi ki: “Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın.” (Hicr Suresi, 36-37)

Bir başka ayette şeytanın almış olduğu izin şöyleki belirtilmiştir:

(Şeytan) Demişti ki: “Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek azca dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.

(ALLAH) Demişti ki: “Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza.” (İsra Suresi, 62-63)

Ayetlerden de anlaşıldığı şeklinde şeytan ALLAH’ın irade ve takdiri içinde etkinlik gösterir. Faaliyetleri insana zarar vermek içindir. Aslına bakarsanız şeytan ALLAH’ın alemlerin Rabbi bulunduğunun bilincindedir. Hatta İblis, insanları azdıracağını belirtirken, ALLAH’ın büyüklüğü adına yemin eder:

Dedi ki: “Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü kesinlikle azdırıp-kışkırtacağım.” (Sad Suresi, 82)

Şeytanın insanları saptırmak için kullanacağı taktikler bile gene ALLAH tarafınca belirlenmiştir. ALLAH şeytanı huzurundan kovmadan ilkin bu tarz şeyleri ona bildirir:

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vaadetmez. (İsra Suresi, 64)

Şeytanın, ALLAH’ın izni dahilinde kullandığı taktikleri önümüzdeki sayfalarda ayrıntılarıyla inceleyeceğiz. Sadece burada unutulmaması ihtiyaç duyulan oldukça mühim bir nokta vardır:

Şeytanın ALLAH’ın kendisine tanımış olduğu olanak haricinde bir gücü yoktur. Şeytanın görevi, cehennem için yaratılmış insanların, mensup oldukları yere gitmelerine vesile olmaktır. Şeytana uyanlar, ALLAH’ın cennetine layık olmayan, terbiye olarak hayvandan daha aşağılık olan varlıklardır. ALLAH bunu ayetlerinde şöyleki açıklar:

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan oldukça sayıda şahıs yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Bunun yanı sıra şeytanın ALLAH’ın muhlis kulları üstünde hiçbir tesiri yoktur. ALLAH izin vermediği için, şeytan, müminleri saptırmaya güç yetiremez. ALLAH, kendisini ALLAH’a adayan ve O’na ortak koşmayan ihlaslı kullarını şeytanın saptırıcı etkisinden korumuştur.

Gerçek şu ki, inanç edenler ve Rablerine tevekkül edenler üstünde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. (Nahl Suresi, 99)

Netice olarak şeytanı da tüm öteki varlıklar şeklinde, ALLAH görevlendirmiştir. Görevi, ALLAH’ın aden için yarattığı müminler ile cehennem için yarattığı öteki insanların birbirlerinden ayrılmalarına vesile olmaktır. Bu bir nevi temizlik anlamına gelir. Kalbinde hastalık ve pislik bulunanlar, şeytan yardımıyla müminlerden uzaklaşır, ayrılırlar. Ayette şeytanın tesirinin yalnızca bu kimseler üstünde olacağı bildirilmiştir:

Şeytanın (bu tür) ilave edip bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (ALLAH’ın) bir tecrübe etme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler. (Hac Suresi, 53)

Dahası şeytanın müminlere vermeye çalmış olduğu sıkıntılar, müminlerin dünyada ALLAH’a yakınlaşmalarına, ALLAH’a daha sıkı sarılmalarına ve hidayetlerinin artmasına vesile olur:

(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kuran’ın) asla emsalsiz Rablerinden olan bir gerçek bulunduğunu bilmeleri için; böylelikle ona inanç etsinler ve kalpleri ona doygunluk bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz ALLAH, inanç edenleri dosdoğru yola yöneltir. (Hac Suresi, 54)

Şeytanın cennetten kovuluşu

ŞEYTANIN CENNETTEN KOVULUŞU

Ruh kısaca can,Adem’in ayağının tırnağına erişince onun yardılışı tamam oldu.Yüce ALLAH emir verdi.

-Ona giysiler getirin! dedi.Melekler Adem’e giysiler getirdiler.Adem,onu giydi ve keramet tahtına geçip oturdu.Cenab-ı hak şöyleki buyurdu:

”Meleklere Adem’e secde ediniz dedik”(araf süresi,ayet:11)

Kimi taife:

-Bu hitap:

-’Yalnızca yer’de olan ve iblis’e uyan meleklere mahsustu.Nitekim önceki ayetteki hitap ta bunlar içindi.O ayet şuydu:

Rabbin meleklere:”Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım”(Bakara süresi,ayet:30)

Kimi Taifede:

-”Bu hitap tüm meleklereydi.Tüm yerlerin ve göklerin melekleri içindi.Buna dedili şu ayet-i kerimedir:

”Tüm melekler Adem’e secde ettiler.Yalnız iblis secde edenlerde olmadı”(araf süresi,ayet:11)

”Meleklerin hepsi secdeye kapanmıştı”(hicr suresi,ayet:30)

Tüm melekler Adem’e sec ettikleri halde iblis secde etmemişti.Cenab-ı Hakk’ın Adem’e Adem diye ad vermesi şundan ötürüydüki,onu yerin yüzünden yaratmıştı.Böylece ona tüm melekler secde kıldılar.Yalnız iblis sec etmedi.

Secdenin anlamı şudur ki,Adem’e keramet saygısıdır.yoksa taat ve yakarma değildir.Bundan dolayı yakarma,ALLAH’tan başkasına yapılmaz.Bu secde de ALLAH’a yakarma ve Ademi yüceltmekti.

Nitekim,Allahü Teala bizlere;”Mescidde,yüzünüzü Kabeye doğru dönün! diye buyurur.Bizim secdemiz ALLAH’a ibadettir.Bunu ise Kabe’Ye tazim ve keramet vardır.Böylece Kabenin üstünlüğü başka mekanlara gore bilinsin diyedir.Bunun şeklinde melekleride secdesi yüce ALLAH’a yakarma ve Adem’e tazim ve kerametti.Adem’i onlara kıble etti ve secde etmelerini buyurdu.Böylece de Adem’in meleklere olan üstünlüğü,Fazileti belli oldu.Allahü Teala  bylece Adem’i kıble kılınca meleklere;

”Ey iblis!Benim,kudretile yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan kimdir ?”(sad süresi,ayet:75)

Gene başka bir ayette;

”ALLAH,iblis’e:Sana emirettiğim halde seni secdeden alıkoyan nedir ? dedi”(araf süresi,ayet:75)

iblis te;

-”Ben ondan üstünüm.Bundan dolayı sen beni alevden yarattın.Onu ise topraktan.Benim aslım yücedir.Ve hem apaydındır,nurludur.Her bir şeyin üstünlüğü aslı ve cevheri ile ölçülür! dedi.Secdeyi tanımadı,fakat iblis’in bu nuru övmek değil kendini övmekti.Sadece iblis bunu bilemedi.Bundan dolayı bu iki cevherden hakkın seçtiği üstün olur.Zira,yaratıklara bu üstünlüğü veren Allahü Teala’dır.Bundan dolayı toprağı alevden üstün kılmaya ALLAH kadirdir.Böylece Allaha karşı gelmiş Kafirliğini ortaya çıkarmıştır.Ayeti kerimede şöyleki buyurmaktadır.

”Onları ansızın yakaladık.Ve onlar ALLAH’ın rahmetinden umutsuz hale geldiler”(enam süresi,ayet:44)

ALLAH şöyleki buyurdu

”Ey iblis çık buradan(Cennetten).Bundan dolayı sen kovulmuş birisin.Ve kıyamet gününe kadar nalet üzerindedir.”(Hicr süresi,ayet:34-35)

”Ya rabbi sana senelerce yakarma ettim.Sen asla ödüllendirmezmisin,İnsanların yine dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver” (Araf, 14)

 “Haydi Sen süre verilenlerdensin” dedi. (Araf, 15)

“İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. ” (Hicr, 39-40)

“Andolsun,Onlardan sana kim uyarsa,Tümüyle cehennemi dolduracağım.” 38 / SÂD – 85

İNSAN VE İMAN (Şeytan’ın Lanetlenip Kovuluşu)

Bu isyanı karşısında Yüce ALLAH da: “Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin hakkın olmaz. Derhal çık. Hakikaten sen, minik düşenlerdensin” (Araf, 13). Bu küstahça karşı gelmeye karşılık olarak ALLAH O’na: ‘Yalnız bir mahlûk ve ALLAH’ın bir kulu olduğun halde, kendini beğenen, büyüklük taslayan tavrınla, zillet içinde olmayı bizzat kendin istedin. Bunun, senin asaletini ve şerefini alçaltacağını düşünerek seni yaratanın emrine küstahça karşı geldin. Yücelik ve mükemmelliğin hakkında, sanki bunlar sana aitmiş şeklinde gurur, kibir ve kendini beğenmişlik tasladın. Bu durum, seni aşağılayacak, sefil ve düşmüş bir hale sokacak ve bu alçaklığın sorumlusu da bizzat sen olacaksın.

Bir başka ayette de: ALLAH dedi ki: “Öyleyse oradan (cennetten) çık, kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan (insanlardan) kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım. Artık sen kovulmuş bulunuyorsun. Ve şüphesiz, din (kıyametteki hesap günü) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir.”

Böylece şeytan lanetlenmiş oldu. “ALLAH O’nu lanetlemiştir. O da şöyleki dedi: “Andolsun, senin kullarından miktarları tespit edilmiş bir grubu kendime uşak edineceğim.” (Nisa, 118). Şu demek oluyor ki, ‘onların zamanlarından, işlerinden çabalarından, kuvvetlerinden, kabiliyetlerinden, servetlerinden ve evlatlarından bir kısmını kendim için ayıracağım. Onları hile ile aldatacağım ve bunların büyük bir kısmını benim yolumda harcamalarını sağlayacağım. “Onları ne olursa olsun şaşırtıp saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kati olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve ALLAH’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim.” (Nisa, 119). Bu ayette de Arapların şirk kokan batıl bir geleneği söz mevzusu ediliyor. Araplar dişi bir deve oldukça yavru doğurduğunda onun kulaklarını yararak tanrılarına adarlar ve onu çalıştırmayı haram sayarlardı. İşte Şeytan insanları kandırarak, bu şekilde onların küfre sapmalarına girişim edeceğini belirtmiştir. Şeytan’ın ‘ALLAH’ın yarattığını değişiklik yapma’ emrini vereceğim demesi ise, ALLAH’ın yarattığı şeylerin doğru ve yerinde kullanışları değil, şeytani değişikliklerdir. Şu demek oluyor ki eşyanın, insan fıtratına ters ve doğal fonksiyonlarının haricinde değiştirmelerini isteyecektir. Şu demek oluyor ki tabiatın düzeninden bir kaçış olarak benimsenen eşcinsellik, doğum kontrolü, ruhbanlık, bayanların adam, adamların hanıma benzeme eğilimleri göstermeye teşvik edecektir. Böylece insanları, kâinatın yaratıcısı olan ALLAH’ın kanunlarını beğenmeme ve akıllarınca yaratılanları ıslah ederek küfre sapmalarını sağlamaya çalışacaktır.

Hâlbuki “Şeytan onlara vaat ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa Şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez. (Nisa, 120). Şu demek oluyor ki, Şeytan’ın telkini tamamen boş vaatlere ve aldatmaya dayanır. Şeytan fertleri ve toplumu aldatmak için ve kurbanlarını temin etmek suretiyle, kendi yanlış yolunu süsleyip insanlara pembe bir tablo (görünüm) çizer. Bazılarını başarı ve zevk vaatleriyle, kimisini güç ve zenginlik, bazılarını kendisinin Hakk’a ulaşmada tek yol bulunduğunu söyleyerek, bazılarını ALLAH ve ahretin olmadığını söyleyerek ve bazılarını da ahiretteki hesabını vereceğinden güvenilir olmasını telkin ederek, bazı şefaatçilerin ona şefaat edeceği garantisini dayatma yolunu seçerek onları saptırmaya çalışır. Kimin en zayıf tarafı her neyse o alanda kandırarak aldatmaya çalışır.

Şeytan lanetlenip kovulduktan sonrasında Yüce ALLAH’tan bir istekte daha bulunmuş oldu ve dedi ki: “ Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı.  Dedi ki: ‘O halde, süre tanınanlardansın, sen gözlenip ertelenenlerdensin. (Araf, 14-15). Dedi ki: ‘Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü kesinlikle kışkırtıp azdıracağım. Madem o şekilde, beni azdırdığından dolayı onları (insanları) saptırmak için kesinlikle senin dosdoğru yolunda pusu kurup oturacağım. Sonrasında muhakkak onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Çoğunu şükredici bulmayacaksın. Sadece onlardan, muhlis olan kulların hariç.’ ALLAH: ‘İşte bu haktır ve ben hakkı söylerim. Andolsun, senden ve içlerinde sana doğal olarak olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım” dedi. (Araf, 16-18).

Burada Şeytan, ALLAH’a meydan öğrenim görmektedir: ‘Bari bana insnların yine dirilecekleri mahşer gününe kadar süre tanı ki, ben, senin benim üstümde kıymet verdiğin insanoğlunun buna layık olmadığını göstermek için azami çabamı harcayayım. Onun iyi mi nankör, şükretmeyen ve samimiyetsiz bir mahluk bulunduğunu sana kanıtlayacağım.

Yüce ALLAH’ın O’na süre tanıması ise, düşündüklerini yapabilmesi için bir fırsattı. Şeytan’ın arzusu aslına bakarsak, Kendisine verilen ALLAH’ın yeryüzündeki vekilliğine uygun olmadığı hususunda insanı, zaaflarından faydalanarak kandırmaktı. ALLAH, O’nun bu isteğini kabul etti. ALLAH, Ademoğlunu saptırmak ve Sıratı-ı Müstakim’den uzaklaştırmak için istediklerini yapabilmek için Şeytan’ı özgür bıraktı. O’na, insanı saptırmak için düşündüğü her türlü hileyi yapma izni verildi. İnsanları batıl yola sevk etmek için O’na şu şartla tüm yollar aık olacaktı. “Gerçekte senin, kullarımın üstünde herhangi bir zorlayıcı gücün olmayacak.” (İsra, 65). Bu şu anlamına gelir: ‘Kötüyü iyi göstermek suretiyle onları hatalara düşürmek, geçici umutlarla aldatmak, boş arzu ve heveslerle fena yollara çağrı etmek için, senin çeşitli girişimlerde bulunmana izin verilecektir. Fakat senin, ne onları kendi yolunu takip etmelerine zorlayıcı, ne de onları, Sırat-ı Müstakim’den alıkoyacak bir gücün olacaktır, yeter ki, onlar doğru yolu takip etme sonucunda olsunlar.’

Bu habere de bakabilirisiniz

islam

Oruç tutarken acıkmamak için sahurda nasıl beslenmeliyiz?

Sahurda acıkmamak için neler yenebilir bu konuda bilmeniz gerekenleri sizlere aktarıyor ve sizlere Hyırlı Ramazanlar diliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir