Ana Sayfa / İslam / SÜNNETİ REDDEDENLERE GEREKEN CEVABI VEREN SAHABE!

SÜNNETİ REDDEDENLERE GEREKEN CEVABI VEREN SAHABE!

SÜNNETİ REDDEDENLERE GEREKEN CEVABI VEREN SAHABE!

Hz. İmrân, zaman zaman Basra halkına vaaz verir, Re­sû­lul­lah’tan aldığı nurla onları aydınlatırdı. Bid’ata ve bid’atçilere taviz vermezdi. İslam’a uymayan fikir ve davranışlarla elinden geldiği kadar mücadele eder, sünnet-i seniyyeyi yaşa­maya ve yaşatmaya çalışırdı.

 

SÜNNETİ REDDEDENLERE GEREKEN CEVABI VEREN SAHABE!

“Kur’ân-ı Kerim nazil olmuş, Allah’ın Peygambe­ri de bize yol göstererek, ‘Arkamdan gelin. Yemin ederim ki, şayet bizi dinle­mezseniz şaşkınlık içinde helak olacaksınız.’ buyurmuştur.” derdi.

Bir gün birisi İmrân bin Husayn’a gelerek, “Bize yalnız Kur’ân’dan haber ver.” dedi. Bu sözler karşısında çok hiddetlenen Hz. İmrân, şöyle dedi:

“Allah’ın Kitabında öğle namazının dört rekât olduğu geçiyor mu? Öğle na­mazında sesli okunmaz. Namaz, zekât ve benzeri şeylerin hiçbirinin şekli Kur’ân’da açıklanma­mıştır. Allah’ın Kitabı kapalı geçmektedir. Onun açıklayı­cısı ise Peygamber sünnetidir.”

Bu sözleriyle sünnetin de dinî bir kaynak ve esas olduğunu anlatı­yordu.

İmrân (r.a.), hakkın hatırının yüce olduğunu, hiçbir hatır için feda edilemeye­ceğini biliyordu. Bu sebeple Basra Valisi Ziyad bin Ebih’in teklif ettiği Horasan valiliğini kabul etmedi. Kendisine Horasan gibi bir vilayetin valiliğini niçin ka­bul etmediğini soranlara da şöyle dedi:

“Vallahi ben onun ateşinde yanarken Horasan halkının onun gölgeliğinde se­fa sürmesini istemiyorum. Memuriyetim sırasında Ziyad’dan bana mektup gel­mesinden korkarım! Emredeceği yanlış bir şeyi onun hatırı için yapacak olur­sam helak olurum!”

Bunun üzerine Ziyad, Horasan valiliğine Hakem bin Amr’ı tayin etti. Hz. İmrân valiliği kabul etmemişti, ama henüz vazifesi bitmemişti. Vakit geçirmeden Hz. Hakem’i aradı. Bulunca da ona şu hatırlatmalarda bulundu:

“Hatırlıyor musun? Sahabiden biri amirinin emri üzerine kendini ateşe atmak isterken, yanındakiler kolundan tutup buna mâni olmuşlardı. Peygamberimiz bunu haber alınca, ‘Şayet kendini ateşe atsaydı hem kendisi hem de amiri ce­henneme gireceklerdi. Zira Cenâb-ı Hakk’a isyan hususunda hiç kimseye itaat edilmez.’ buyurmuştu. İşte ben seni bu hadisi hatırlatmak için aradım…”

Hz. İmrân bu sözleriyle Hz. Hakem’e, şayet Ziyad, Kur’ân ve sünnete uyma­yan bir şey emredecek olursa ona itaat etmemesi gerektiğini ifadeye çalışıyor­du.

Başına gelen müsibete imanla sabretti

İmrân bin Husayn, Basra’da çok büyük hizmetlerde bulundu. Basra imamla­rından ve Tâbiîn’in büyüklerinden Muhammed İbni Sîrin, “Basra’da Re­sû­lul­lah’ın Ashâbı arasında İmrân bin Husayn’dan üstünü az bulunur.” diyerek onu taltif ediyordu.

Cenâb-ı Hak, kullarını tecrübe etmek için onlara birtakım musibetler verir. Bununla onların sabır derecelerini ölçmek ister. Hikmetine binaen İmrân bin Husayn’a da çok şiddetli bir hastalık verdi. Öyle ki, Hz. İmrân bu hastalığın tesi­riyle ne oturabiliyor, ne de kalkabiliyordu. Fakat o musibetin kendisine niçin verildiğinin şuurundaydı. Bu sebeple tam bir sabır gösterdi. Sabrın bu dünyada­ki mükâfatı olarak da meleklerin selamı­na mazhar oldu. Melekler onu gördükçe selam verirlerdi.

“Vallahi eğer istesem aralıksız ve hiçbir tanesini tekrarlamadan iki gün Pey­gam­be­rimizden hadis nakledebilirim.” diyen Hz. İmrân, 120 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bunlar, Buhârî, Müsned ve diğer hadis kitaplarında mevcut­tur. O hadislerden birisi şu mealdedir:

“Cennete baktım, cennetliklerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehen­neme baktım, cehennemliklerin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.”

Bir diğeri de şu mealdedir:

“Allah’ım, yanlışlıkla veya kasten, gizli veya açık, bilerek veya bilmeyerek işlediğim bütün günahlarımı affeyle!”

İmrân bin Husayn, Hicrî 52 tarihinde Basra’da vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun!

Bu habere de bakabilirisiniz

islam

İSLAM’A GÖRE İNSANIN ÖMRÜ NE KADAR?

İslam’a göre insanın ömrü ne kadardır?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CLOSE
CLOSE