Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) aşağıdaki hadis-i şerifte üçü haram, üçü mekruh olan altı meseleden söz ediyor.

Ebû Îsâ Mugîre İbni Şu’be radıyallahu anh’den rivayet edildiğine gore Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyleki buyurdu:

“ALLAH Teâlâ size ana babaya itaatsizlik etmeyi, verilmesi gerekeni vermeyip almaya hakkı olmayan şeyi istemeyi ve kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi haram kılmış; dedikodu yapmayı, oldukça sual sormayı ve malı israf etmeyi de mekruh kılmıştır.” [1]

HARAM OLAN ÜÇ MESELE

Resûl-i Ekrem Efendimiz bu hadis-i şerifte üçü haram, üçü mekruh olmak suretiyle altı meseleden sözetmiştir. Ilkin haram olan meseleleri açıklayalım.

 “Ana babaya itaatsizlik” ALLAH Teâlâ’nın haram kıldığı üç şeyden biridir. Sözle yada davranışla ana yada babayı üzmek, gönüllerini kırmak dinimizde büyük günahlardan biri sayılmıştır. Bazı hadislerde kıyamet gününde ALLAH Teâlâ’nın ana ve babasına itaatsizlik eden kimselerin yüzlerine bakmayacağı belirtilmiştir (Nesâî, Zekât 69). Ana yada baba dinin emirlerine uymaması için evlâdına baskı yapıyorsa, bu konudaki sözleri normal olarak dinlenmez. Hadisteki ifade “ALLAH Teâlâ size analara itaatsizlik etmeyi haram kıldı” şeklinde olmakla birlikte, bundan annelerle beraber babaların da kastedildiği bellidir. Ebeveyne saygı ve itaatten söz edilen bazı hadislerde yalnız babanın adı geçer. Burada bilhassa annelerin zikredilmesi, bazı hayırsız evlatların onların aşırı sevgi ve şefkatini kötüye kullanımı sebebiyle olmalıdır. Bir de anneler bünye itibariyle babalardan daha zayıftır. Ne yazıkki bu durum bazı saygısız evlatları onlara karşı daha küstahça davranmaya sevk etmektedir.

“Verilmesi gerekeni vermeyip almaya hakkı olmayan şeyi isteme” ifadesinin mânasını Ahmed İbni Hanbel’e sormuşlar, o da “elindeki malı ALLAH rızası için yoksullara vermemek, buna karşılık elini uzatıp başkalarından istemek” anlamına geldiğini söylemiştir. Bu ifade borcunu vermemek, buna karşılık başkalarından borç istemek anlamına da gelir. Hadîs-i şerîf cimriliği ve ihtiyacı olmadığı hâlde dilenmeyi yasaklamaktadır. Özetlemek gerekirse belirtmek gerekirse, parasını bir bölgelere vermesi gerektiği hâlde vermemeyi, almaya hakkı olmayan şeyi de istemeyi ALLAH Teâlâ haram kılmıştır.

“Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme” âdeti, Câhiliye devri dediğimiz İslâm öncesi Arap toplumunda yaygındı. Kızları geçim sıkıntısını bahâne ederek yada ileride fena yola düşer de beni topluma karşı utandırır diyerek ortadan kaldırırlardı. Bazan doğumu yaklaşan bir bayan çöle giderek bir çukurda doğum yapar, çocuk adam olursa alıp getirir, kız olursa çukura gömüverirdi. Bazıları da kız evladı birazcık büyüyünce dolaştırma bahânesiyle onu alıp çöle götürür, bir kuyuya itip gelirdi (Geniş data için bk. M. Yaşar Kandemir, Örneklerle İslâm Ahlâkı, s. 63-67).

Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli âyetlerinde bu çirkin âdete temas edilmekte, kızı dünyaya gelen Arab’ın üzüntüsü tasvir edilmektedir. Bu âyetlerden biri şöyledir:

“Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelendiği süre yüzü kızarır, hiddetinden köpürür. Kendisine verilen fena müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Kız çocuğunu utana utana tutsun mu? Yoksa toprağa mı gömsün diye düşünür durur. Onlar ne fena yargı veriyorlar” [Nahl sûresi (16), 58-59].

MEKRUH OLAN ÜÇ MESELE

Şimdi de mekruh olan üç meseleyi açıklayalım. “Dedikodu” de-nince gereksiz, anlam ifade etmeyen ve faydasız konuşmalar hatıra gelmektedir. Falan şöyleki şöyleki dedi, filan da ona şu karşılığı verdi şeklindeki faydasız konuşmaların tekrarlanması, bir insanoğlunun hususi hayatına dair konuların söyleşi mevzuu yapılması birer dedi kodudur. Böylesi konuşmaların günah ve çirkin olmasının aslolan sebebi, hiçbir araştırmaya dayanmayan yalan yanlış bilgilerin tekrarlanıp durmasıdır. “Her duyduğunu söylemek, insana yalan olarak yeter” hadîs-i şerîfi, dedi kodunun niçin günah bulunduğunu göstermektedir (bk. 1551 numaralı hadis). Bununla birlikte dedi kodunun daha da koyulaşarak haram olan gıybet ve kovuculuğun sınırlarına dayanması ve büyük bir günaha dönüşmesi söz mevzusudur.

“Fazlaca sual sormak” fena bir alışkanlıktır. Bu alışkanlık, hem sual sorulan kimseyi rahatsız eder hem de bunu bir alışkanlık hâline getiren kimsenin gereksiz mevzularla uğraşmasına neden olur. Fazlaca sual soran bazı kimseler, muhataplarını bir nevi sınav etmek isterler. Böylece faydasız tartışmalara ve çekişmelere yol açarlar. İslâmiyet’in ilk dönemlerinde Hz. Peygamber’e oldukça sual sormak şu âyet-i kerîmeyle yasaklanmıştı: “Ey imân edenler! Açıklanmış olduğu takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın” [Mâide sûresi (5), 101]. Zira ashâb-ı kirâmın Hz. Peygamber’e sordurulmuş olduğu bazı gereksiz sorular, bazan ALLAH Teâlâ’nın onlara, dolayısıyla tüm müslümanlara yeni görevler ve sorumluluklar yüklemesine yol açabiliyordu. Bu sebeple Nebiyy-i Muhterem Efendimiz “Size bildirmediğim hususları bana bırakın, sormayın” buyurmak suretiyle gerekmedikçe sual sormayı yasaklamıştı. Demekki gereksiz sorular, insana faydadan oldukça zarar getirmektedir.

Hadisin bu şıkkı “oldukça sual sorma” şeklinde anlaşıldığı benzer biçimde, “insanlardan bir şeyler isteme ve dilenme” anlamına da gelmektedir. Maddî sorun çeken kimselerin, gereksinimlerini giderecek kadar dilenmesi, dinimizce uygun görülmüştür. Sadece Resûl-i Ekrem Efendimiz servet toplamak için dilenen kimselerin, gerçekte  kendilerini yakmak suretiyle ateş koru biriktirdiklerini, insanlara yüz suyu döken bu kimselerin ALLAH Teâlâ’nın huzuruna iskelet benzer biçimde bir suratla varacaklarını belirtmiştir [bk. nr. 531, 533].

“Malı israf etmek”, onu ALLAH Teâlâ’nın uygun görmediği şekilde harcamak anlama gelir. Mal insanoğlunun zaruri gereksinimlerini temin etmesine ve hiç kimseye el açmadan refah içinde yaşamasına imkân verir. Onu har vurup harman savuranlar, bir süre sonra başkalarına muhtaç duruma düşerler. Öteki bir söyleyişle, malı âhiret azığı yaparak ALLAH yolunda harcamak iyi bir davranıştır. İhtiyacı olan yakınlarından adım atmak suretiyle insan malını dilediği benzer biçimde harcayabilir; bu harcama helâldir. Dinin yasakladığı bölgelere harcamak ise haramdır.

Bir de canın istediği, nefsin arzu etmiş olduğu bölgelere meydana getirilen mübah harcamalar vardır. İnsanların hâline ve mal varlığına gore farklılık arzetmekle birlikte, bu kabil harcamalar çoğu zaman israf sayılmaz. Örf ve gelenekler de bu mevzuda bir ölçüdür. Fazlaca varlıklı bir kimsenin bazı hususi zevkleri için yapmış olduğu bir harcama düzgüsel karşılandığı hâlde, orta halli birinin aynı konudaki harcanması israf sayılabilir. Şu âyet-i kerîme bu mevzuda en sağlam ölçüyü getirmektedir:

“Onlar mallarını harcadıkları süre israf etmezler. Cimrilik de göstermezler. İkisi içinde orta bir yol tutarlar” [Furkân sûresi (25), 67].

HARAM OLAN ÜÇ DAVRANIŞ

Şu üç davranış haramdır:

1- Ana babaya itaatsizlik etmek.

2- Zekât, sadaka benzer biçimde verilmesi ihtiyaç duyulan harcamayı yapmamak ve almaya hakkı olmayan bir şeyi isteyip almak.

3- Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek.

MEKRUH OLAN ÜÇ DAVRANIŞ

Şu üç davranış mekruhtur:

1- Dedi kodu etmek.

2- Gereksiz sorular sormak yada dilenmek.

3- Malı harvurup harman savurmak.

[1] Buhârî, İstikrâz 19, Edeb 6, Zekât 53; Müslim, Akdıye 10-14.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Hadis-i Şerif Tercümesi, Erkam Yayınları

BENZER HABERLER

MEKRUH NEDİR? – İLMİHAL BİLGİLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

HARAM NEDİR? – İLMİHAL BİLGİLERİ İÇİN TIKLAYINIZ